Çalışma Arkadaşınızın Sizden Daha Fazla Kazanmasının 5 Nedeni

Ücret bilgileri çoğu şirkette gizlidir. Ücretlerle ilgili konuların çalışanlar arasında konuşulması genellikle hoş karşılanmaz. Bununla birlikte her şirkette insanlar aldıkları maaşlarla ilgili konuşur. Bu yöndeki “bilgi akışı” istemeseniz bile size de gelebilir.

Ücret artışlarıyla ilgili düzenlemelerin yapıldığı bu dönemde, bir çalışma arkadaşınızın ücretinin sizden yüksek olduğunu öğrenmek sizde hayal kırıklığı yaratabilir. Aynı seviyede olduğunuz biriyse ve aynı derecede çaba sarfettiğinizi düşünüyorsanız can sıkıntınız daha da artar. Ücretle ilgili bu farklılıkların bazen bir takım açıklamaları olabilir. İşte size bir mesai arkadaşınızın sizden daha fazla kazanmasının nedenlerine 5 örnek:
1. İşe girdiği dönemde daha iyi pazarlık etmiştir:
Kurumsal ya da kurumsallaşmaya çalışan birçok şirkette ücret aralıkları bellidir. Şirketler “iç dengeleri” korumak için bu aralıkların dışına çıkmazlar. Bununla birlikte pozisyonunuzun bulunduğu banttaki ücret aralığının hangi kısmından maaş alacağınız işe alım sürecinizde belli olur. Arkadaşınızın sizden daha fazla almasının bir nedeni, zamanında ücretin kendisi için önemini çok iyi anlatmış olması olabilir.

2. Ekonominin daha iyi olduğu bir dönemde işe girmiştir:
İş dünyası için işler iyi gittiğinde şirketler işe alımlara hız verir. Her şeyin yolunda gittiği, hedef tutma telaşının olduğu dönemlerde işe alımlar hızlanır. Bu durum iş ve o işle ilgili aday sayısı arasındaki “arz-talep” dengesini bozar. Aday havuzları daralır. Böyle bir dönemde işe girdiyse arkadaşınız kuvvetli bir elle masaya oturmuş olabilir.

3. Sizde olmayan bir beceriye ya da eğitime sahip olabilir:

Dışarıdan bakıldığında benzer işleri yapıyor bile olsanız kendinizi kıyasladığınız kişinin bilmediğiniz bir becerisi ya da şirketin değer verdiği bir alanda yüksek öğrenimi olabilir. Arkadaşınızın uzmanlık eğitiminin gündelik iş yaşamına bir etkisi olmasa da bazı şirketler bu tip özel durumları ücretlere yansıtır.

4. Belki de düşündüğünüz kadar iyi değilsiniz:
Bir çok kişi “ego”su nedeniyle bireysel olarak gösterdiği performansın farkında değildir. Acı ama gerçek! Şirketiniz yıllardır %7-%11 aralığında ücret artışı yapıyorsa ve siz hep %7 civarında bir zam alıyorsanız bunun nedenini kendinize de bir sorun.
5. Arkadaşınızın işi tam bir kabustur:
Söz konusu rol stratejik öneme sahip, diğer görevlere göre daha riskli ya da daha zor sorumluluklar içeren bir rolse şirket elindeki kişileri tutmak için daha fazla ücret ödeyebilir. Bu durum zorlu yöneticilerle çalışan kişiler için de bazen geçerlidir. Şirket üst yönetimi durumun farkındaysa, böyle durumlarda da ücret çıtası yükselir.
Maaşınızı etkileyen sizin dışınızdaki faktörleri değiştirme şansınız pek yoktur. Ücretinizden memnun değilseniz, daha iyi olabileceğini düşünüyorsanız ilk başta yapmanız gereken kendi “oyun alanınıza” odaklanmaktır. Görev yaptığınız fonksiyonda, içinde bulunduğunuz sektörde, yaşadığınız şehirde maaşların hangi düzeyde olduğunu araştırın. Maddi anlamda profesyonel olarak bulunduğunuz noktayı el yordamıyla da olsa belirleyin. Meslekdaşlarınızla paralel bir durumdaysanız ücret artışınızın sınırlı olacağı fikrini kabul etmenizde yarar var.
Araştırmanın yanı sıra yöneticinizle konuyu görüşün. Ücret artışlarında üst sınırdan zam almak istiyorsanız neyi farklı yapmanız gerektiğini kendisine sorun. Alacağınız geribildirim değerlidir.
Hiçbir şekilde yol alamıyorsanız ve ücretiniz nedeniyle işinizde mutsuzsanız, dışarıya bir göz atın. İş dünyası sizi nasıl görüyor, profesyonel olarak bilgi birikiminize, deneyiminize ne değer biçiliyor bir görün. Burada kilit nokta şudur: Kendi işinizin sunduğu paketle diğer rollerin sağladığı imkanları kıyaslarken sadece ücreti değil yan olanakları, çalışma koşullarını, gelişim imkanlarınızı da göz önünde bulundurun. Bu tip kritik değerlendirmeler yaparken “büyük resmi” görmek her zamankinden daha fazla önemlidir.

Bir İş Arkadaşınızla Sevgili Olmamanız için 8 Neden

Duygusal anlamda “yalnız”sanız ve zamanınızın çoğu işte geçiyorsa, kendinizi ofis içinde bir romantizm girdabına kaptırmanız çok zor değil. Günde 8-9 saati birlikte geçirince insanlar yakınlaşabiliyor. Bu tip örneklerle hemen her şirkette karşılaşmak mümkün.

Profesyonel yaşamdaki bir çok kişi ister gerçekten aşık olsun, ister sadece duygusal tatmin ihtiyacını gidersin bu “deneyim”i yaşıyor. Henüz başınıza gelmediyse öncelikle yaratacağı problemlerin farkında olmanızda fayda var. Gönül işlerinde piyango size de çıkabilir.

İşte size iş yerinizden sevgili edinmemeniz için 8 neden:

1.    “İş” her zaman yanınızda olacak:

Zihinlerimizde “on/off” ya da “stand by” tuşları olmadığına göre ofis dışında da “iş”in her zaman farkındayız. Akşam eve gittiğinizde ertesi gün uğraşacağınız konular, haftasonu tatile çıktığınızda Pazartesi sabahı yapacağınız toplantı aklınızın bir köşesinde duruyor. Sizinkine benzer bir gündemi paylaşan kişi ofis dışında yanınızda olduğunda bunları konuşmadan durabilecek misiniz? Romantik bir akşam yemeğine çıktığınızda bütçeyle ilgili problemlerinizden, canınızı sıkan iş arkadaşınızdan bahsetmemek mümkün olacak mı? İyi düşünün.

2.    Onun sorunları sizin de sorunlarınız olacak:

Sevgiliniz yöneticisiyle veya bir takım arkadaşıyla sürtüşme yaşarsa, bir sebeple bir yöneticisinden azar işitirse ya da bir gün işten çıkartılırsa sakin ve tarafsız kalabilecek misiniz? Gönül verdiğiniz kişinin başına bir şey geldiğinde gerçekten etkilenmemeniz için robot olmanız gerekir. Robot musunuz?

3.    Çalışma arkadaşlarınızda garip bir “farkındalık” oluşacak:

Ne kadar profesyonel olursanız olun, iş arkadaşlarınız durumu fark edecek ve size her zaman şüpheyle bakacaktır. İşinizle ilişkinizi karıştırıyor musunuz diye içten içe sorgulanacaksınız. Üstüne üstlük, bir de yönetici pozisyonundaysanız insanlarda daha fazla soru işareti oluşacak. Bu strese hazır mısınız?

4.    Yöneticiniz ne düşünecek?:

Amiriniz konumundaki kişi de durumdan rahatsız olabilir. İş ortamında bir gerginlik olacak mı, gündelik işleriniz nasıl etkilenecek, aranızda bir sıkıntı olsa yürüttüğünüz projeler ne olacak? Bunlar aklına gelecek ilk sorular. Gerisini siz düşünün.

5.    “Terfi ettirilemez” ya da “atanamaz” hale gelebilirsiniz:

Aynı bölümdeyseniz terfinizin önünü, farklı bölümlerdeyseniz şirketinizin rotasyon uygulamasını kendi kendinize durdurmuş olabilirsiniz. Çünkü duygusal olarak ilişki içinde olduğunuz birini yönetemezsiniz. Tehlikenin farkında mısınız?

6.    Aynı anda tatile çıkamayabilirsiniz:

Küçük bir şirkette çalışıyorsanız ya da aynı bölümdeyseniz aynı anda ortadan yok olmanız mümkün olmayabilir. Zaten yılda 10-15 gün izniniz var. Birlikte bir tatil yapamayacaksanız, tatil neye yarar?

7.     Şirketinizin bu yöndeki politikalarına dikkat edin:

Bir çok şirket çalışanları arasında bu tip ilişkileri hoş görmez. Yabancı firmaların çoğunda iki çalışan evlenmek istediğinde birinin işten ayrılması şart koşulur. İş bir şekilde o noktaya gelirse kendinizi “yakmaya” hazır mısınız?

8.    Ayrılık “ateşten gömlek” olur:

Gerçek kabus ilişkiniz sona erdiğinde başlar. İlişkilerde ayrılıklar her zaman zordur. Daha da sancılı bir ayrılık yaşamaya gerek var mı? Ayrıldıktan sonra sevgilinizi her gün görmeye, başkalarıyla yakınlaştı mı diye merak edip kıvranmaya dayanabilecek misiniz?  Eğri oturun, doğru düşünün..

Tüm bunlara rağmen insanlar şirketlerinde aşk yaşamıyor mu? Çok sayıda çalışan bu maceraya giriyor. “Gönül gözü” açıldığında insanların gözü kapanabiliyor. Bütün ofis içi ilişkiler sıkıntılı mı oluyor? Hayır. Güzel başlayan güzel devam eden ilişkileri yakalamak tabii ki mümkün. Sorun şu ki herkes o kadar şanslı değil.

Yönetici Olmamanız İçin 10 Neden

“Artık zamanım geldi” diye düşünüp terfi bekleyen bir çok profesyonelin, işe yeni başlayan gençlerin hayali bir gün yönetici olmaktır.  Yöneticilik rolleri dışarıdan “albeni”li görünür. Peki yönetici olmak, uzaktan göründüğü kadar cazip midir?

İşte size yöneticilikten uzak durmanız için 10 neden:

1.    İnsanların hoşlanmayacağı kararları almak zorunda kalacaksınız

Yöneticiler sevimsiz kararları da almak zorunda kalır. Çalışma arkadaşlarınızı ister istemez, bir şekilde üzeceksiniz. Bütçeleri kesmek, fazla mesai yapmak, yıllık izinleri onaylamamak gibi aksiyonlar almanız gerekecek. Buna hazır mısınız?

2.    Çalışanlarınıza performanslarının yeterli olmadığını söylemeniz gerekecek

Ekibinizin performansı zaman içinde dalgalanacaktır. Arkadaşlarınız bazı dönemlerde iyi performans gösterecek, bazen tökezleyip yere düşecektir. Ortada bir problem olduğunda bunu yapıcı ve net bir dille ortaya koymalısınız. Bu “yüzleşme”yi kaldırabilecek misiniz?

3.    Birilerini işten çıkaracaksınız

Er ya da geç bir gün, bir arkadaşınıza o günün şirketinizdeki son günü olduğunu söyleyeceksiniz. Şartlar sizi o noktaya getirecek. Kendinizi o masada otururken hayal edebiliyor musunuz?

4.    Hayır demeniz gerekecek

İzin ya da eğitim taleplerine, ücret artışı veya terfi isteklerine, bir şeylere mutlaka hayır demeniz gerekecek. Karşınızdaki kişi durumu hemen kabul etmeyebilir. Belki de sizinle konuyu tartışmak isteyecek. Kırıp dökmeden dik durabilecek misiniz?

5.    İşler kötü giderse suçlusu siz olacaksınız

Ekip olarak ürettiğiniz başarıların övgüsünü arkadaşlarınızla paylaşacaksınız. Takım halinde yaptığınız hatalarda ise sorumluluk sizde olacak. Sorun ekibinizden birinin bir kusuru olsa bile “dayak yemek” size düşecek. Gerektiğinde sorumluluğu alabilecek misiniz?

6.    Aldığınız her karar beraberinde bir risk doğuracak

Yanlış adamı işe alırsanız, yanlış pazarlama stratejisi kurarsanız, yanlış bütçe hazırlarsanız, yanlış sözleşmeler imzalarsanız başınız derde girebilir. Profesyonel yaşamınızda şirketiniz adına mahkemelerle tanışabilirsiniz. Hesapta olmayan riskleri göze alabilir misiniz?

7.    Katılmadığınız görüşleri de savunacaksınız

Aklınıza yatmayan şirket politika ve prosedürlerini, bir yönetici olarak harfiyen uygulamanız gerekecek. Uygulamak bir tarafa karşı çıkanları ikna etmeye çalışmanız beklenecek. Yöneticinizin düşüncelerine katılmasanız da hayata geçireceksiniz. Var mısınız?

8.    İş arkadaşlarınızla yeni “sınır”larınız olacak

Yönetici olduktan sonra, eski arkadaşlık ilişkilerinizi aynı şekilde sürdüremeyeceksiniz. Daha ketum biri olmanız gerekecek. Ofisteki arkadaşlıklarınızı profesyonellik sınırları içinde tutabilecek misiniz?

9.    Daha fazla göz tarafından daha dikkatli izleneceksiniz

Bir düşüncenizi biraz coşkulu bir şekilde söyleseniz, işe üst üste bir-iki defa gelmeseniz, bazı günler biraz sinirli olsanız insanlar sizi dikkatle izleyecektir. Çalışan olarak belki de göze çarpmayan biriydiniz. Ama şimdi bir adım öndesiniz. Bu tip “stres”lere göğüs gerebilecek misiniz?

10. Birileri sizi sevmeyecek

Eğer iyi bir yöneticiyseniz, birilerine işlerini iyi yapmadıklarını söyleyeceksiniz; birilerini işten çıkaracak; kimilerini kızdıracak kararlar alacaksınız; bazılarını rahatsız edecek yeni icatlara imza atacaksınız, insanlar arkanızdan istikrarlı olup olmadığınızı konuşacak. Bütün bunlara hazır mısınız?

Yöneticilik  dışarıdan güçlü ve prestijli bir konum gibi görünse de bir çok yönden ateşten gömlektir. Yukarıdaki sorulardan herhangi birine yanıtınız hayır ise bu gömleği giymeye temkinli yaklaşın.

İşe Alımla İlgili 8 Şehir Efsanesi

En az bir kere iş arayan herkesin işe alım dünyasıyla ilgili bir fikri oluşur. Bu fikirler bazen söze dönüşür; adaylar, çalışanlar, işe alımcılar arasında kulaktan kulağa yayılır. Kartopu yuvarlana yuvarlana çığ olur.

İşte size, işe alım dünyasında çok karşılaşılan şehir efsanelerine 8 örnek:

1.    “İşe girebilmek için mutlaka bir tanıdığın olması gerekir”

İş dünyası içinde yer alan network’ünüz tabii ki değerlidir. İlişkileriniz ilgili kişilere ulaşmanızı sağlayabilir. Ancak günümüzde ahbap-tanıdık yoluyla işe alım pek kalmadı. Günümüzün sert rekabeti içinde şirketler, birilerinin gönlü olsun diye işe alım yapamıyor. Pratikte bir “yakın”ınızın olmasına gerek yok.

2.    “Deneyimin birinin ilgisini çekerse hemen seni ararlar”

Bazı şirketler işe alımlarda kılı kırk yarar. Değerlendirme süreçlerinden, adaylarla ilgili kararlarından yüzde yüz emin olmak isterler. Bazen de araya başka süreçler girer. Bütçe takvimi ya da kaçınılmaz bir seyahat işe alımı ikinci plana iter. Hal böyle olduğunda işe alımlar haftalar değil, aylar sürebilir. Hemen haber alamazsanız moralinizi bozmayın.

 3.   Bu aday bolluğunda dikkat çekmek istiyorsan farklı bir şeyler yap”

CV’niz başvurduğunuz rolün gerektirdiği deneyimi, eğitimi içeriyorsa; tecrübeleriniz ilgili bilgi ve becerilere sahip olduğunuzu gösteriyorsa, ayrıca fantastik bir şey yapmanıza gerek yoktur. İşe uygun değilseniz, ne özel formatlar ne de renkli kağıda basılmış CV’ler elenmenizi önleyebilir.

 4.    “Tatil dönemlerinde pek bir şey çıkmaz”

Bu görüşün aksine tatil sezonlarında, bayramlarda, yılbaşı dönemlerinde bir çok işe alım yapılır. İş dünyasının temposu tatil dinlemez. İşe alımlar devam eder. İlanları takip eden adaylar “ara” dönemlerde daha az rekabetle karşılaşabilir.

5.    “İyi CV bir sayfayı geçmez”

Eskiden bu çok söylenirdi. Ama artık devir değişti. Deneyiminiz birkaç yılla sınırlıysa CV’nizi bir-iki sayfada toparlayabilirsiniz. Daha deneyimli biriyseniz, kendinizi daha iyi ifade edebilmek adına, daha uzun bir CV hazırlamaktan çekinmeyin.

6.    “İşe alım sürecini yürüten kişi ne yaptığını biliyordur”

Her zaman değil. Her profilde kişi işe alımcı durumunda olabilir. İş arama sürecinizde deneyimsiz kişilerle, garip sorularla, nezaketten uzak davranışlarla karşılaşabilirsiniz. Şaşırmayın.

7.    “İstekli görünmek için başvurunu takip et”

Bir işe alımcı bir ay içinde onlarca, yüzlerce adayla tanışabilir. Mülakat, CV değerlendirme, toplantı, e-mail trafiği içinde telefonda bilgi verme imkanı her zaman olmaz. O yüzden telefonla değil e-mail’le temas kurmayı deneyin.

8.    “Ücret beklentini düşürürsen daha kolay iş bulursun”

Şirketler ücret skalaları dahilinde alabildikleri en iyi adayı almak isterler. İyi firmalar maliyeti düşük diye olmayacak birine olur deyip işi riske atmaz. Görüşmelerinizde gerçek beklentiniz neyse onu söyleyin.

İşe alımla ilgili bu tip söylentiler iş arama sürecinizi olumsuz etkileyebilir. Özellikle deneyiminiz sınırlıysa çevrenizden duyduğunuz şeyleri deneyimli kişilerle paylaşın. Fikir sahibi olmadan önce bilginin doğruluğundan emin olun.

Mülakat Randevusu Beklerken Yelkenleri Suya İndirmemenin 15 Yolu

İş arama süreçleri belirsiz, ucu açık yolculuklardır. Serüven ne kadar sürer, nerede biter bilinmez. Belirsizlik ister istemez stres yaratır. İş aradığınız dönemlerde bazen o kadar deprese olabilirsiniz ki yataktan çıkmak istemediğiniz günler bile olabilir.

İş arama süeçleri, moralinizi bozmayı bırakın, motivasyonunuzu en üst düzeyde tutmanız gereken dönemlerdir. Gözünüzün açık, özgüveninizin yüksek olması için mutlu olduğunuzu hissetmelisiniz.

İşte size yelkenleri suya indirmemeniz için 15 öneri:

1. Negatif yaklaşımlı kişilerden uzak durun:

Bardağın boş yarısını görmeyi alışkanlık haline getiren insanlardan koşarak uzaklaşmanız gereken dönem bu dönemdir. İster istermez, kendi başınıza kaldığınız anlarda kafanızda bir şeyleri kuracaksınız. Sıkıntınızı artıracak arkadaşlardan uzak durun.

2. “Çalışan”larla daha sık görüşün:

Görüşün ki çalışma yaşamından kopmayın. Sağda solda ne olup bittiğine dair fikir sahibi olun. Farklı şirketlerde oluşan, ilan edilmeyen yeni ihtiyaçları en kolay bu yolla öğrenebilirsiniz.

3. “Haberler”le olan ilişkinizi sınırlandırın:

Evet dünyada ne olup bittiği hakkında fikir sahibi olmalısınız. Bununla birlikte, özellikle genç nüfusta yükselen işsizlik oranlarını habire duymanın size bir faydası var mı? Kendinizi negatif haberlerden koruyun.

4. Sizi mutlu eden şeylere daha çok zaman ayırın:

Hobilerinize veya uğraşırken kendinizi mutlu hissettiğiniz şeylere daha çok zaman ayırın. Yeni, heyecan verici uğraşılar edinin. İşe başladıktan sonra böyle şeylere sadece haftasonlarınızda ve yıllık izinlerinizde vakit ayırabileceksiniz. O zaman, vaktinizi değerlendirin.

5. Network’ünüzü genişletin:

Sosyal ağları, özellikle LinkedIn’i kullanarak daha çok kişiyle temas kurun. Eski iş arkadaşlarınız, eski yöneticileriniz, özel arkadaşlarınız, görüşme yaptığınız kişiler ilk hedefleriniz olabilir.

6. Biyografi okuyun:

Özellikle başarılı, tarihte iz bırakmış insanların biyografilerini okuyun. Her başarılı kişinin defalarca tökezleyip yeniden ayağa kalktığını bu kitaplarla hatırlayın.

7. Yeni iş arama yöntemleri deneyin:

Yakınınız olan bir yöneticiden sizinle bir “egzersiz” mülakatı yapmasını rica edin. Ya da CV’nizin formatını değiştirin. Kronolojik bir CV yerine fonksiyon odaklı bir metin de hazırlayabilirsiniz.

8. Bir yakınınız “moral”inize bekçilik etsin:

Sık görüştüğünüz birinden negatif düşünmeye başladığınızda sizi uyarmasını isteyin.

9. Çocuklarla daha çok zaman geçirin:

Yeryüzündeki bütün kaygısı “birazdan neyle oynasam?” olan bir çocuk bu dünyada neyin önemli olduğunu hatırlamanıza yardımcı olabilir.

10. Yemek yapın:

Sağlıklı ve ucuz tarifler bulup yapmayı deneyin. Yemek yapmak insanın dikkatini tek bir yöne kanalize ettiği için etkili “kafa boşaltma” yöntemlerinden biri olabilir. Hem belki de bir şaheser yaratırsınız, kim bilir?

11. Bir Sivil Toplum kuruluşuna katılın:

Yardıma muhtaç olanlarla ilgilenmek bu dönemlerde yapabileceğiniz en faydalı işlerden biridir. Bu yolla yararlı olduğunuzu hissetmenin yanı sıra yeni arkadaşlar edinme imkanı da bulursunuz.

12. Her gün yeni bir şey öğrenin:

En basit örnekle anlatmak gerekirse Wikipedia’dan her gün bir makale okuyun. Öğreneceğiniz yeni bilgiler hiç ummadığınız anlarda, yaşamınızı kolaylaştırabilir.

13. Spor yapın:

Hırstan uzak yapılan sporun serotonin düzeyini yükselttiği biliniyor. Giyin spor ayakkabılarınızı, yol nereye siz oraya.

14. Kendize zorlu bir hedef belirleyin:

Bir entrümanı çalmayı öğrenmek ya da 10 km koşmak veya yürümek gibi zorlu bir hedefin peşine düşmek duygu durumunuzu güçlendirir. Hedefinize adım adım yaklaştıkça özgüveniniz daha da artar.

15. Haftada bir gün iş aramayın:

CV’nize, iş arama ve networking sitelerine haftada bir gün yaklaşmayın. Arkanıza yaslanın, dinlenin, zihninizi boşaltın, o günü kendinize ayırın.

İş ararken oluşabilecek depresif hisler demotivasyonla sonuçlanır. Demotive kişi daha az işi beğenme ve başvurma eğiliminde olur. Dikkati dağıldığı için olabilecek rolleri gözden kaçırır, başvurduğu rolleri takip etmez.

Yeni işiniz hayatınızdaki kırılma noktalarından biri olabilir. Bu dönemlerde bu tip basit hatalar yapmak istemezsiniz. Bu önerileri ya da farklı yöntemleri denemekten çekinmeyin.

İş Ararken LinkedIn’i Daha Aktif Kullanmanın 7 Yolu

Eskiden adaylarla iletişim mektupla ve telefonla kurulurdu. Internet araçlarının gelişmesiyle, kişiler ve kurumlar birbiriyle online olarak temas kurma imkanına sahip oldu. Online networking sitelerinin yaygınlaşmasıyla iletişim iki taraflı olarak çok daha hızlı hale geldi.

LinkedIn, profesyonel online networking alanında, iş dünyasındaki en güçlü ve en etkili araç olmaya devam ediyor. 120 milyona yaklaşan kullanıcı sayısına her saniye bir kişi daha eklendiği biliniyor. Site özellikle iş arayanlar için gittikçe daha cazip hale geliyor. LinkedIn’de iş ararken yapılan en yaygın yanlış ise kullanıcıların pasif kalması oluyor. Aslında, LinkedIn’i daha aktif kullanarak daha iyi sonuçlar almak mümkün.

İşte size bu yönde 7 tavsiye:

1.    Profilinizi tamamlayın:

LinkedIn’deki profiliniz bir bakıma sizin online CV’nizdir. İş ararken “eksik” görünmek ister misiniz? Tabii ki hayır. Öyleyse tüm iş deneyimlerinizle birlikte profilinizi eksiksiz doldurun. Özellikle son 2-3 işinize, temel sorumluluklarınızı madde madde ekleyin. Summary kısmında bir ya da iki cümleyle kim olduğunuzu anlatın.

İşe alımcılar LinkedIn üzerindeki aramalarını key word’lerle yaparlar. Profilinizin iş aradığınız alandaki anahtar kelimeleri içerdiğinden emin olun.

2.    Mümkün olduğunca çok connection ekleyin:

Gündelik yaşantımızda olduğu gibi, online networking’de de ne kadar çok insanla “bağlantı”lı olursanız, o kadar çok yeni “bağlantı”ya ulaşma şansınız olur. LinkedIn’in en iyi taraflarından biri katlanarak büyümesidir.

Sisteme yeni katıldıysanız öncelikle eski iş arkadaşlarınızı, müşterilerinizi, tedarikçilerinizi, aile üyelerinizi, özel arkadaşlarınızı ekleyebilirsiniz. Sonrasında ise connection’larınızı artırmak için zaman harcamanız gerekir. Network oluşturmak kolay değildir. İlgi ve emek ister, meyvelerini ise zaman içinde verir.

3.    Davetiyelerinizi kişiselleştirin:

Kişileri davet ederken kısaca kendinizi tanıtın ve neden temas kurmak istediğinizi belirtin. Böylece LinkedIn’in sıkıcı, standart davet mektubundan uzaklaşıp dikkat çekmiş olun.

4.    Search fonksiyonunu daha etkili kullanın:

Detaylı arama özelliğini kullanarak alanınıza özgü işe alım danışmanlarına, ilginizi çeken şirketlerin işe alım sorumlularına, potansiyel işverenlerinize ulaşma şansınız olur.

5.    LinkedIn gruplarında aktif olarak yer alın:

Gruplarda merak ettiğiniz konular hakkında size bilgi verebilecek kişilerle karşılaşabilirsiniz. Gündelik hayatta karşılaşamayacağınız pek çok yeni uygulama ve yeni gelişme hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Ayrıca gruplarda yapacağınız yorumlar ve katkılarınız sayesinde “görünür”lüğünüz, yani farkedilme ihtimaliniz artar.

6.    Status kutunuzu daha sık güncelleyin:

Hoşunuza giden faydalı olabileceğini düşündüğünüz bilgileri, aklınıza takılan soruları, hatta çekinmeksizin iş aradığınızı durum kutunuzda paylaşın. LinkedIn’in haber akışı içindeki besleme sistemini kullanmak network’ünüzün aklında kalmak için iyi bir yöntemdir. Durumunuzu sıklıkla ama “akıllıca” güncelleyin.

 7.    Online “tavsiye mektupları” alın:

LinkedIn içinde yer alan recommendation sistemi sayesinde eski yöneticilerinizden, çalışma arkadaşlarınızdan tavsiye yazıları alabilirsiniz. Bu kısa yazılar sizi daha “sağlam” gösterir. Sıkıcı, kimsenin okumak istemediği, yapmacık referans mektuplarındansa, kısa ve samimi ifadeler içeren “tavsiye”ler her zaman daha iyidir.


LinkedIn son bir senede üye sayısını %63 artırdı. Bugün geldiğimiz noktada bu hızlı büyüme sürecek gibi görünüyor. Bunun altında yatan neden çok basit: Sitenin kullanıcılarına sunduğu faydalar. Hizmet ya da B2B ürün satan şirketler, iş arayanlar, işe aday arayanlar, iş dünyasındaki güncel gelişmeleri izlemek isteyenler; hemen hemen herkes LinkedIn’de.

İş arıyorsanız bu siteyi daha etkili kullanarak bir adım öne geçmek ise sizin elinizde. Yapmanız gereken ilk şey mouse’u elinizden bırakmadan LinkedIn’e giriş yapmak.

Bir Mülakatta Söylememeniz Gereken 8 Şey

Katılacağınız iş görüşmenizde bazı şeyleri dile getirmekten kaçınmanızda fayda var. Ne söylediğiniz kadar ne söylemediğiniz de önemli. Mülakatınızda yanlış cümleler kurmadığınızdan emin olun.

 

İşte size, bir görüşmede uzak durmanız gereken cümlelere 8 örnek:

1.    “Şirketiniz ne iş yapıyor?”

Bunu sorun ve görüşmeniz başlamadan bitsin. Bu derece ilgisiz ve umursamaz olamazsınız. Hiç tanımadığınız bir şirkete görüşmeye gidiyor olsanız bile telefonunuzdan Google’a girmek çok zor olmasa gerek. Yolda giderken bile basit bir araştırma yapabilirsiniz.

2.    “Ücret beklentim esnek”

Gerçekten öyle mi? Dile getirmeseniz de aklınızdaki kırmızı çizgi 4.000 lira ise 1.000 lira öneren bir yerde çalışır mısınız? Bir işe alım sürecinde belki de esnek olmayan tek konu ücrettir. Süreç tıkanacaksa döner dolaşır ücrette tıkanır. İş görüşmelerinizde parasal konularda net ve samimi olun.

3.    “Önceki yöneticim çok fena bir insandı”

Yerküre üzerinde ki en zalim kişi de olsa eski yöneticiniz hakkında ileri geri konuşmanız sizi kötü gösterir. Her şey bir tarafa, potansiyel çalışma arkadaşlarınız zor insanlarla da ilişkinizi yönetebilmiş olmanızı bekler. Profesyonel görünün.

4.    “Ne gibi yan olanaklarınız var?”

İlk görüşmenizde odaklanmanız gereken işin sağladığı imkanlar değil işin kendisidir. Ücretiniz ve yan olanaklarınız işe alım sürecinizde en son konuşulacak konulardır. Son görüşmelerinize davet edilmeden önce bu konulara girmeyin.

5.    “Çok mükemmeliyetçiyimdir”

Gerçekten öyle olsanız bile bunu mülakatta dile getirmeyin. Bir görüşmede söylenebilecek bundan daha klişe bir laf yoktur. Deneyimli bir mülakatçı bu sözü yüzlerce kez duymuştur. Sıradan görünmeyin, yeni bir şey bulun.

6.    “Hiç bir sorum yok”

Günde 8-9, haftada en az 40-45 saat geçireceğiniz yeni işinizle ya da iş arkadaşlarınızla ilgili hiç bir sorunuz yok mu? Hadi canım! Bu kadar meraksız olamazsınız. Hiç bir sorunuzun olmaması için görüşütüğünüz işle ilgisiz ya da mülakat  için hazırlıksız olmalısınız.

7.    “Kusura bakmayın geç kaldım”

İşe alımcılar mülakatlara gelen adayların “iyi” görünmek istediklerini düşünürler. Verebileceğiniz en iyi görüntü mülakata geç kalmak olmamalı. Gecikmemek için elinizden geleni yapın.

8.    “Bu işe çok ihtiyacım var”

Çok çok çok ihtiyacınız olsa bile bunu da söylemeyin. İşverenler iş tekliflerini hazırlarken duygusal değil gerçekçi yaklaşırlar. Kişisel sıkıntılarınızı gündeme getirmeniz potansiyel yöneticileriniz için can sıkıcı olabilir.