Category Archives: iyi ilişkiler kurma

Yöneticinizden Hoşlanmadığınızı Gösteren 4 Alâmet

dislikeİnsanlar yöneticileriyle birlikte çalışmaktan mutlu olduklarında, genellikle bunun farkındadırlar. Derler ki “iyi ki onunlayım”. Bilirler ki motivasyonlarının bir kısmı “bir üst”lerinden kaynaklı. Mutsuz çalışanlar ise memnuniyetsizliklerinin kaynağının yöneticileri olduğunu anlamakta bazen zorlanır. Her sabah ayakları ofise doğru geri geri gider yine de teşhisi koymakta gecikirler.

İşte size müdürünüzden pek hoşlanmadığınızı gösteren 4 belirti:

Yöneticiniz tatilde ya da seyahatte iken ofiste daha iyi hissediyorsanız:

Etraftayken size müdahale eden, sorular soran, sizden iş isteyen, ister istemez bazen sizde stres yaratan kişinin, arada bir dışarıda olmasından az da olsa memnun olmanız normaldir. Öte yandan ofiste memnun olduğunuz zamanların sadece müdürünüzün olmadığı zamanlar olması çok ama çok anormaldir. İşinizde mutlu hissettiğinizde müdürünüz oralarda mı bir dikkat edin bakalım.

Bir şeyi aktarmak zorunda olduğunuzda dahi konuşmaktan kaçınıyorsanız:

Kritik konular olduğunda bile diyaloğa girmekten kaçındığınızı, konuşmayı ertelediğinizi farkettiğiniz oluyor mu? İnsanın çalıştığı kişiyle arası soğuduğunda en belirgin davranış değişikliği budur. Yöneticinizle konuşmak istemezsiniz. Bu tutumun sonucu, haliyle, iletişimin zayıflaması, iş akışlarında karar alınamaması, ilişkinin dönülmez noktaya doğru ilerlemesi olacaktır. Sizce iletişiminiz ne durumda?

Bulunduğunuz toplantılara, sohbetlere yöneticinizin dahil olmasından rahatsız oluyorsanız:

Bir toplantının ya da iş arkadaşlarınızla geçireceğiniz bir gecenin katılımcıları arasında veya herhangi bir e-mail grubunda bağlı bulunduğunuz kişinin ismini gördüğünüzde kötü hissediyorsanız bu hayra alâmet değildir. Bazen tabii ki insiyatif almak, özgürce hareket etmek, uzaklaşmak isteyebilirsiniz. Yine de içinde yer aldığı konularda ismiyle karşılaşınca yıkılıyorsanız, depresyon hissine kapılıyorsanız bu sizce normal bir durum mu?

Yaptığı her şey gözünüze batıyorsa:

Birine sinir olduğunuzda, karşınızdaki kişinin sıradan davranışları bile sizi rahatsız eder hale gelebilir. Toplantıda kahvesini içerken çıkardığı ses, ofiste ortalıkta yaptığı özel konuşmalar ve daha bir çok şey gözünüze batar. Dersiniz ki “bu niye böyle?”. Söz konusu rahatsızlığınız arada sırada oluyorsa sorun yok. Fakat birine her daim sinir olduğunuzu düşünsenize. O iş hayatı çekilir mi? O iş ilişkisi devam edebilir mi?

Yöneticinizden hoşlanmadığınızı düşünmeye başladığınız ve bu duygunuzdan emin olduğunuz noktada oturup bir muhasebe yapmalısınız. Hoşlanmadığınız tam olarak ne? Yöneticinizin sizi rahatsız eden yönlerini değiştirmek için bir şey yapabilir misiniz? Bu durum geçici olabilir mi? Yapamayacağınızı düşünüyorsanız bu durumun içinde yaşayabilir misiniz? Kendinize bu soruları sorun.

Yöneticiniz iş hayatınızın o kadar önemli bir parçası ki iş ararken deneyimli biriyseniz, çalışacağınız şirket ya da görev tanımından çok, yöneticinizi seçiyorsunuz. Deneyimsiz biriyseniz girdiğiniz işteki “devamlılık” kararınızı yöneticiniz belirliyor. İş yaşamınızda birlilikte yol aldığınız, size yol gösteren, “deniz feneri” konumundaki kişiyle mesut bir ilişkiniz var mı emin olun. Varsa şükredin çünkü herkes sizin kadar şanslı değil. Yoksa aksiyon alın çünkü şairin dediği gibi “hayat kısa, kuşlar uçuyor”…

İK’cılardan Pek Hazzedilmemesinin 5 Nedeni

I-love-HRİnsan Kaynakları bölümlerine her şirketin, her çalışanın ihtiyacı var.

İş gücünü sağlıklı bir şekilde yönetmek her zamankinden daha önemli hale geldi. Doğru çalışanı işe almak, olumlu performans göstereni işte tutmak ve bir adım ileriye taşıyabilmek için İK stratejik önemi yüksek bir fonksiyon.

Peki iş yaşamında en popüler çalışma arkadaşları İK’cılar mıdır? Genellikle hayır. Acaba neden?

İşte size İK’cılardan pek hazzedilmemesinin 5 Nedeni:

1. “Yönetimin sesi” durumundaki İK’cılar:

Kurumsal yaşamın getirdiği kudrete kendini kaptırıp aslında kendisinin de bir “çalışan” olduğunu unutan İK’cılar; inanın üst yönetimler için de sevimli değilsiniz. Geçici olarak elde ettiğiniz güce kendinizi kaptırmayın. Sahip olduğunuz ayrıcalıklara sahip olmanızı işiniz gerektiriyor.

2. Bürokrasi odaklılık:

En önemsiz konular için talep formları yaratmayı, her şeyi politika ve prosedürlere bağlamayı , gereksiz kurallar yaratıp uygulanmaları için baskı yapmayı, “şirket polisliği”ni İnsan Kaynakları zanneden, insandan çok kırtasiyeye ilgi duyan İK’cılar, kimseye olmadığı gibi kendinize de bir faydanız yok.

3. Sayılardan kopuk dünya:

Analitik düşünme becerileri zayıf, rakamlardan uzak, “hesap-kitap” bilmeyen, bütçe yönetiminin, karlılığın önemini anlayamamış, hayali bir yetkinlikler aleminde yaşayan İK’cılar ayağınızı yere basın. Çünkü her işinin ucunda rakamlar var ve rakamlardan uzak görüntünüz iş arkadaşlarınızı rahatsız ediyor.

4. “İş”ten uzak / “iş”i kavrayamayan bir bakış açısı:

Bir İK’cıysanız ilaç sektöründe çalışıyorsanız “eczane”yi, perakendede çalışıyorsanız “mağaza”yı, bankacılıkta çalışıyorsanız “şube”yi anlamak zorundasınız. İçinde yer aldığınız sektördeki işin ne olduğu hakkında fikriniz yoksa ne çalışanlarla ilişki geliştirebilirsiniz ne de yarattığınız uygulamaların etkisini anlayabilirsiniz. İK’cıysanız yapılan işe, kullanılan jargona, içinde bulunduğunuz sektöre yakın durun.

5. Çalışandan uzak “İK Getto”ları:

İnsan Kaynakları doğası gereği bir çok süreci gizli yürüten bir fonksiyon. İK’cıların bazıları çalışanla samimi olup ipin ucunu kaçırmak endişesiyle çalışana mesafeli durur. Bu da kendi ekipleri içinde “getto”laşmalarına yol açar. Zamanla çalışanlar da onlardan uzak durmayı tercih eder. Diyaloğun olmadığı yerde eninde sonunda sıkıntı olur.

Çalışanların, şirket yönetimlerinin saygı duyduğu bir iş ortağı haline gelmek; sadece sayılan değil sevilen, güven duyulan bir iş birimi olabilmek; İK’yı stratejik bir fonksiyon haline getirmek bugünün İnsan Kaynakları profesyonellerine bağlı. Bunu başarabilenler yetenekli gençlerin de bu yönde önünü açacaktır. İK camiası olarak İK’nın geleceği bizim elimizde…

Bir İş Arkadaşınızla Sevgili Olmamanız için 8 Neden

Duygusal anlamda “yalnız”sanız ve zamanınızın çoğu işte geçiyorsa, kendinizi ofis içinde bir romantizm girdabına kaptırmanız çok zor değil. Günde 8-9 saati birlikte geçirince insanlar yakınlaşabiliyor. Bu tip örneklerle hemen her şirkette karşılaşmak mümkün.

Profesyonel yaşamdaki bir çok kişi ister gerçekten aşık olsun, ister sadece duygusal tatmin ihtiyacını gidersin bu “deneyim”i yaşıyor. Henüz başınıza gelmediyse öncelikle yaratacağı problemlerin farkında olmanızda fayda var. Gönül işlerinde piyango size de çıkabilir.

İşte size iş yerinizden sevgili edinmemeniz için 8 neden:

1.    “İş” her zaman yanınızda olacak:

Zihinlerimizde “on/off” ya da “stand by” tuşları olmadığına göre ofis dışında da “iş”in her zaman farkındayız. Akşam eve gittiğinizde ertesi gün uğraşacağınız konular, haftasonu tatile çıktığınızda Pazartesi sabahı yapacağınız toplantı aklınızın bir köşesinde duruyor. Sizinkine benzer bir gündemi paylaşan kişi ofis dışında yanınızda olduğunda bunları konuşmadan durabilecek misiniz? Romantik bir akşam yemeğine çıktığınızda bütçeyle ilgili problemlerinizden, canınızı sıkan iş arkadaşınızdan bahsetmemek mümkün olacak mı? İyi düşünün.

2.    Onun sorunları sizin de sorunlarınız olacak:

Sevgiliniz yöneticisiyle veya bir takım arkadaşıyla sürtüşme yaşarsa, bir sebeple bir yöneticisinden azar işitirse ya da bir gün işten çıkartılırsa sakin ve tarafsız kalabilecek misiniz? Gönül verdiğiniz kişinin başına bir şey geldiğinde gerçekten etkilenmemeniz için robot olmanız gerekir. Robot musunuz?

3.    Çalışma arkadaşlarınızda garip bir “farkındalık” oluşacak:

Ne kadar profesyonel olursanız olun, iş arkadaşlarınız durumu fark edecek ve size her zaman şüpheyle bakacaktır. İşinizle ilişkinizi karıştırıyor musunuz diye içten içe sorgulanacaksınız. Üstüne üstlük, bir de yönetici pozisyonundaysanız insanlarda daha fazla soru işareti oluşacak. Bu strese hazır mısınız?

4.    Yöneticiniz ne düşünecek?:

Amiriniz konumundaki kişi de durumdan rahatsız olabilir. İş ortamında bir gerginlik olacak mı, gündelik işleriniz nasıl etkilenecek, aranızda bir sıkıntı olsa yürüttüğünüz projeler ne olacak? Bunlar aklına gelecek ilk sorular. Gerisini siz düşünün.

5.    “Terfi ettirilemez” ya da “atanamaz” hale gelebilirsiniz:

Aynı bölümdeyseniz terfinizin önünü, farklı bölümlerdeyseniz şirketinizin rotasyon uygulamasını kendi kendinize durdurmuş olabilirsiniz. Çünkü duygusal olarak ilişki içinde olduğunuz birini yönetemezsiniz. Tehlikenin farkında mısınız?

6.    Aynı anda tatile çıkamayabilirsiniz:

Küçük bir şirkette çalışıyorsanız ya da aynı bölümdeyseniz aynı anda ortadan yok olmanız mümkün olmayabilir. Zaten yılda 10-15 gün izniniz var. Birlikte bir tatil yapamayacaksanız, tatil neye yarar?

7.     Şirketinizin bu yöndeki politikalarına dikkat edin:

Bir çok şirket çalışanları arasında bu tip ilişkileri hoş görmez. Yabancı firmaların çoğunda iki çalışan evlenmek istediğinde birinin işten ayrılması şart koşulur. İş bir şekilde o noktaya gelirse kendinizi “yakmaya” hazır mısınız?

8.    Ayrılık “ateşten gömlek” olur:

Gerçek kabus ilişkiniz sona erdiğinde başlar. İlişkilerde ayrılıklar her zaman zordur. Daha da sancılı bir ayrılık yaşamaya gerek var mı? Ayrıldıktan sonra sevgilinizi her gün görmeye, başkalarıyla yakınlaştı mı diye merak edip kıvranmaya dayanabilecek misiniz?  Eğri oturun, doğru düşünün..

Tüm bunlara rağmen insanlar şirketlerinde aşk yaşamıyor mu? Çok sayıda çalışan bu maceraya giriyor. “Gönül gözü” açıldığında insanların gözü kapanabiliyor. Bütün ofis içi ilişkiler sıkıntılı mı oluyor? Hayır. Güzel başlayan güzel devam eden ilişkileri yakalamak tabii ki mümkün. Sorun şu ki herkes o kadar şanslı değil.

Mülakat Randevusu Beklerken Yelkenleri Suya İndirmemenin 15 Yolu

İş arama süreçleri belirsiz, ucu açık yolculuklardır. Serüven ne kadar sürer, nerede biter bilinmez. Belirsizlik ister istemez stres yaratır. İş aradığınız dönemlerde bazen o kadar deprese olabilirsiniz ki yataktan çıkmak istemediğiniz günler bile olabilir.

İş arama süeçleri, moralinizi bozmayı bırakın, motivasyonunuzu en üst düzeyde tutmanız gereken dönemlerdir. Gözünüzün açık, özgüveninizin yüksek olması için mutlu olduğunuzu hissetmelisiniz.

İşte size yelkenleri suya indirmemeniz için 15 öneri:

1. Negatif yaklaşımlı kişilerden uzak durun:

Bardağın boş yarısını görmeyi alışkanlık haline getiren insanlardan koşarak uzaklaşmanız gereken dönem bu dönemdir. İster istermez, kendi başınıza kaldığınız anlarda kafanızda bir şeyleri kuracaksınız. Sıkıntınızı artıracak arkadaşlardan uzak durun.

2. “Çalışan”larla daha sık görüşün:

Görüşün ki çalışma yaşamından kopmayın. Sağda solda ne olup bittiğine dair fikir sahibi olun. Farklı şirketlerde oluşan, ilan edilmeyen yeni ihtiyaçları en kolay bu yolla öğrenebilirsiniz.

3. “Haberler”le olan ilişkinizi sınırlandırın:

Evet dünyada ne olup bittiği hakkında fikir sahibi olmalısınız. Bununla birlikte, özellikle genç nüfusta yükselen işsizlik oranlarını habire duymanın size bir faydası var mı? Kendinizi negatif haberlerden koruyun.

4. Sizi mutlu eden şeylere daha çok zaman ayırın:

Hobilerinize veya uğraşırken kendinizi mutlu hissettiğiniz şeylere daha çok zaman ayırın. Yeni, heyecan verici uğraşılar edinin. İşe başladıktan sonra böyle şeylere sadece haftasonlarınızda ve yıllık izinlerinizde vakit ayırabileceksiniz. O zaman, vaktinizi değerlendirin.

5. Network’ünüzü genişletin:

Sosyal ağları, özellikle LinkedIn’i kullanarak daha çok kişiyle temas kurun. Eski iş arkadaşlarınız, eski yöneticileriniz, özel arkadaşlarınız, görüşme yaptığınız kişiler ilk hedefleriniz olabilir.

6. Biyografi okuyun:

Özellikle başarılı, tarihte iz bırakmış insanların biyografilerini okuyun. Her başarılı kişinin defalarca tökezleyip yeniden ayağa kalktığını bu kitaplarla hatırlayın.

7. Yeni iş arama yöntemleri deneyin:

Yakınınız olan bir yöneticiden sizinle bir “egzersiz” mülakatı yapmasını rica edin. Ya da CV’nizin formatını değiştirin. Kronolojik bir CV yerine fonksiyon odaklı bir metin de hazırlayabilirsiniz.

8. Bir yakınınız “moral”inize bekçilik etsin:

Sık görüştüğünüz birinden negatif düşünmeye başladığınızda sizi uyarmasını isteyin.

9. Çocuklarla daha çok zaman geçirin:

Yeryüzündeki bütün kaygısı “birazdan neyle oynasam?” olan bir çocuk bu dünyada neyin önemli olduğunu hatırlamanıza yardımcı olabilir.

10. Yemek yapın:

Sağlıklı ve ucuz tarifler bulup yapmayı deneyin. Yemek yapmak insanın dikkatini tek bir yöne kanalize ettiği için etkili “kafa boşaltma” yöntemlerinden biri olabilir. Hem belki de bir şaheser yaratırsınız, kim bilir?

11. Bir Sivil Toplum kuruluşuna katılın:

Yardıma muhtaç olanlarla ilgilenmek bu dönemlerde yapabileceğiniz en faydalı işlerden biridir. Bu yolla yararlı olduğunuzu hissetmenin yanı sıra yeni arkadaşlar edinme imkanı da bulursunuz.

12. Her gün yeni bir şey öğrenin:

En basit örnekle anlatmak gerekirse Wikipedia’dan her gün bir makale okuyun. Öğreneceğiniz yeni bilgiler hiç ummadığınız anlarda, yaşamınızı kolaylaştırabilir.

13. Spor yapın:

Hırstan uzak yapılan sporun serotonin düzeyini yükselttiği biliniyor. Giyin spor ayakkabılarınızı, yol nereye siz oraya.

14. Kendize zorlu bir hedef belirleyin:

Bir entrümanı çalmayı öğrenmek ya da 10 km koşmak veya yürümek gibi zorlu bir hedefin peşine düşmek duygu durumunuzu güçlendirir. Hedefinize adım adım yaklaştıkça özgüveniniz daha da artar.

15. Haftada bir gün iş aramayın:

CV’nize, iş arama ve networking sitelerine haftada bir gün yaklaşmayın. Arkanıza yaslanın, dinlenin, zihninizi boşaltın, o günü kendinize ayırın.

İş ararken oluşabilecek depresif hisler demotivasyonla sonuçlanır. Demotive kişi daha az işi beğenme ve başvurma eğiliminde olur. Dikkati dağıldığı için olabilecek rolleri gözden kaçırır, başvurduğu rolleri takip etmez.

Yeni işiniz hayatınızdaki kırılma noktalarından biri olabilir. Bu dönemlerde bu tip basit hatalar yapmak istemezsiniz. Bu önerileri ya da farklı yöntemleri denemekten çekinmeyin.

Arkadaşınızın Yöneticisi Olmamanız için 7 Neden

Teoride ne kadar eğlenceli ve kolay gözükse de bir arkadaşınızın yöneticisi olmak, profesyonel yaşamda karşılaşabileceğiniz en büyük güçlüklerden biridir. Başlangıçta düşünülenin aksine arkadaşlar arasındaki yönetici – çalışan ilişkisi çoğunlukla sıkıntı yaratır. İş ilişkileri sona erdiğinde bu konuma gelen çok az kişi dostluklarını korumayı başarabilir. Gelin görün ki başlangıçta kimse buna inanmak istemez.

İşe alım ya da atama ihtiyacının giderilmesi isteğiyle oluşabilecek sakıncalar görmezden gelinir. Çoğunlukla “sorun olursa konuşup hallederiz” diye düşünülür. Ancak evdeki hesap çarşıya uymaz.

İşte size bir arkadaşınızla çalışma ihtimaliniz olduğunda hemen sevinmemeniz için 7 neden:

1. Gizlilik: Yakın bir arkadaşınızdan sır saklamanız hiç gerekti mi? Arkadaşınızın yöneticisi olursanız her bilgiyi paylaşamayacağınızdan emin olabilirsiniz. Sizin bilebileceğiniz birçok bilginin kendisinden gizli kalması gerekecektir.

2. Yöneticilik farklı bir kimliktir: Dünyanın en iyi huylu, en tatlı yöneticisi olsanız bile her çalışan zaman zaman yöneticisi hakkında söylenmek ister. Şu ya da bu sebeple bu ihtiyaç ortaya çıkar. Özel ilişkinizle profesyonel ilişkinizi ayırt edebilecek misiniz?

3. Değerlendirme dönemleri: Bir yöneticinin işi çalışanının yaptığı işi değerlendirmek, yeri geldiğinde yapıcı şekilde eleştirmektir. Arkadaşlık ilişkisi içinde olduğunuz birini değerlendirmek hem sizin için hem de arkadaşınız için can sıkıcı bir durumdur.

4. Geribildirimler: İyi bir yönetici olmak istiyorsanız sağlıklı ve gerçekçi geribildirimler vermek zorundasınız. Aynı zamanda arkadaşınız olan çalışanınıza karşı açık ve dürüst olabilecek misiniz? Diyelim net bir şekilde yaklaştınız; ilişkiniz sizce nasıl etkilenecek?

5. Fuzuli bilgiler: Arkadaşınız / çalışanınız sabah arayıp hasta olduğunu ve işe gelemeyeceğini söyledi. Ancak siz arkadaşınızın önceki gece içkiyi fazla kaçırdığını bir vesilesiyle öğrendiniz. İşler de aksadı. Ne düşüneceksiniz?

6. Yüksek risk: Yöneticilik konumunda iseniz ve arkadaş çevreniz genişse bir gün bu noktaya gelebilirsiniz. Bir arkadaşınızın işe alımı konusunda karar vermeniz gerekirse ve ” aman işe alım sorunu çözülsün” diye olumlu düşünme eğiliminde olursanız yaşayabileceklerinizi yeniden düşünün. O role uygun başka biri olamaz mı? Aldığınız riske değer mi?

7. En kötü senaryo: Olabilecek en zor durumu düşünün; arkadaşınızın performansı yetersiz ve işini kaybetme riski var. Kendisine bunu söyleyebilecek misiniz? Diyelim söylediniz, bir iyileşme olmazsa ve mecbur kalırsanız işten çıkarma görüşmesini yapabilecek misiniz?

Profesyonel yaşamınız ve arkadaşlık ilişkiniz arasında bir seçim yapmak durumunda kalmak istemiyorsanız, en iyisi en baştan o yola hiç girmeyin. İşinizden ya da dostluğunuzdan ödün vermek gözünüzü korkutuyorsa kendinizi seçim yapmak zorunda bırakmayın.

Ofiste Güvenilirliğinizi Kaybetmenin Garantili 9 Yolu (%100 çalışıyor)

Ofiste Güvenilirliğinizi Kaybetmenin Garantili 9 Yolu (%100 çalışıyor)
Bir işte başarılı olabilmeniz için o işte mutlu olmanız gerekir. İşinizde mutlu olmanın yolu ise çalışma arkadaşlarınızla iyi ilişkiler kurmanıza bağlıdır. İş arkadaşlarınızla sürdürülebilir ilişkilere sahip olmak için ise güvenilir biri olmak zorundasınız.
İnsanlar gözleri arkada kalmadan size sırtlarını dönüp gidebilmeli. Peki, güvenilir biri olmanın yöntemi nedir? Madalyonun öbür yüzünü görmek doğru yolu bulmamızda yardımcı olabilir. İşte size ofisinizdeki güvenilirliğinizi kaybetme yolunda 10 adım:
1.    Bol keseden söz verin, sonra arkanızı dönüp gidin:
Yapılan işlere destek olacağınıza, gerektiğinde işin ucundan tutacağınıza dair sözler verin. Sonra en kritik, hassas süreçlerde ortadan kaybolun. Çalışma arkadaşınız ihanete uğradığını düşünebilir. Ama her şeyin sorumlusu siz misiniz? Boşverin!
2.    Kepçeyle vaatlerde bulunun, sonra kaşığın ucuyla yerine getirin:
İş arkadaşlarınızın güvenini kaybetmenin en etkili yollarından biri budur. Yapacaklarınız, yapabilecekleriniz ile ilgili habire atın tutun, mangalda kül bırakmayın. İnsanlar sizinle birlikte havaya girsinler; ayakları yerden kesilsin. Sonra tepetaklak düşebilirler. Olur bazen öyle.
3.    Telefon mesajlarınızı yanıtsız bırakın:
Arkadaşlarınıza “benim için hiç bir önemin yok” masajını vermenin yöntemi budur. Kimseyi geri aramayın. Çok meşgulsünüz, vaktiniz yok ya da telefonunuzun şarjı bitti. Amaaan, kim uğraşacak telefonla?
4.    E-mail’lerinizi cevaplamayın:
Günümüz teknolojisi her yerden e-mail’lerinize erişim imkanı veriyor. Bu yönde de farklılığınızı göstermelisiniz. İnsanlar yazdıklarıyla kalsın. E-mail’ler yanıtsız kalsın, hatta okunmamış (unread) olarak dursun.
5.    Övgüler yağdırın
Takdir ederken seçici davranmayı bırakın. Her iş şahane, herkes mükemmel olsun. Sözünüzün değeri 0’a insin.
6.    Başkalarının başarılarını sahiplenin
İçinizden manevi destek vermiş olabilirsiniz. Bu da sizi o işe ortak yapar. Hem belki fark etmezler, kim bilir?
7.    Hatanızı kabul etmeyin:
Yanlışlarınız olduğunda sorumluluğunuzu reddedin. İlgili gerçekleri itiraf etmek güvenilirliğinizi artırabilir ama siz geri adım atmazsınız. Tarzınız değil, değil mi?
8.    İki yüzlü olun:
Söylediklerinizle yaptıklarınız arasındaki değişkenlik saniyelerle ölçülebilsin. Söz ağızdan çıkar uçar gider. Kimse sizi gerçekten tanıyamasın.
9.    İnsanları kandırın:
Güven duygusunu kaybettirmenin en garantili yolu budur. En iyi niyetli yalanlar, manipülasyonlar bile hakkınızda kuşku uyandırır.
Güvenilirliğinizi korumak istiyorsanız, istisnasız her zaman gerçekçi ve dürüst yaklaşıma daha yakın durun. İletişim becerinizi daha ileri noktalara taşımanızın, arkadaşlarınızla sürdürülebilir, verimli ilişkiler kurmanızın temeli “sağlam” biri olmanızdır. En zor koşullarda bile güvenilirliğinizden ödün vermemeye çalışın.

Bir Mülakatta Uzak Durmanız Gereken 7 Yaklaşım


İşte size kaçınmanız gereken davranışlara 7 temel örnek:
1.    Çok fazla “ben, ben, ben” demek:
Aşırı miktarda “ben” öznesini kullanırsanız görüşmenizi yapan kişilerde sizinle ilgili soru işaretleri oluşabilir. Bugüne dek hiç bir ekip çalışması içinde yer almadığınızı ya da kendinizi fazla önemsediğinizi düşünebilirler. Bununla birlikte tam tersi bir görüntü de iyi değildir. Her şeyi ekibinize mal ederseniz sizin katkınız anlaşılmayabilir. “Ben – Biz” ifadeleriniz arasındaki dengeyi kurun.
2.    Detaylarda kaybolmak:
Bir çok aday görüşmeler öncesinde karmaşık sorulara hazırlanır. Bu durum, basit sorular geldiğinde afallamalarına neden olabilir. Bir çok kişi basit sorulara ilgisiz, uzun cevaplar verip konuyu dağıtır. Gösterişsiz ifadeler kullanarak net cevaplar verin. Ne kısa kesin, ne de uzatıp karşınızdakini bunaltın. Bu yönde kendi kendinize alıştırma yapmanız faydalı olabilir.
3.    Eski işinizi yeri dibine sokmak:
Eski işinizden bahsederken dikkatli olmanızda yarar vardır. Fazla eleştirel, her şeyde kusur bulan biri gibi görünmek istemezsiniz. Ne kadar sıkıntılı ayrılmış olursanız olun, bir önceki işinizle ilgili ölçülü ifadeler kullanın.
4.    Aynı ifadeleri tekrarlamak:
“Temelde …”, “sonuçta…”, “ben size öyle söyleyeyim…” gibi söylemleri sürekli tekrarlamanız görüşmeyi yaptığınız kişinin dikkatini dağıtır. İfade zenginliğine özen gösterin.
5.    Jargon kullanmak:
Farklı sektörlerin kendilerine has jargonları olabilir. Oyun alanınızın dışına çıktığınızda diğer oyuncuların anlayabileceği bir dil tercih ettiğinizden emin olmalısınız. Örneğin ilaç sektöründe deneyimliyseniz ve FMCG alanında faaliyet gösteren bir firmaya görüşmeye gittiğinizde devamlı ilaç dünyasına özgü anlatımları kullanmaktan kaçının. Kaçının ki hem anlaşılır olun hem de ilaca sıkışıp kalmış bir görüntü vermeyin.
6.    Görüşmenizi yapan kişileri küçümsemek:
Görüşmenizi yürüten kişi sayısı 2 ve üstündeyse herkesle iletişim kurmaya gayret edin. Her bir görüşmecinizle göz temasınızı koruyun. En az soru soran kişi hakkınızda karar verebilecek en önemli yönetici olabilir. Tüm katılımcılara ilgi gösterin.
7.    Asıl soruyu kaçırmak:
Aslında olmaması gerekir ama bazen mülakatlarda endirekt sorular sorulur. Ne söylendiğine değil neyin söylenmek istediğine, yani satır aralarına dikkat edin. Cevap vermeden önce, sorulan sorudaki vurguyu yakalamış olmalısınız. Görüşme sonuna dek tüm soruları dikkatle dinleyin; konsantrasyonunuzu koruyun.