Category Archives: kariyer

Yöneticinizden Hoşlanmadığınızı Gösteren 4 Alâmet

dislikeİnsanlar yöneticileriyle birlikte çalışmaktan mutlu olduklarında, genellikle bunun farkındadırlar. Derler ki “iyi ki onunlayım”. Bilirler ki motivasyonlarının bir kısmı “bir üst”lerinden kaynaklı. Mutsuz çalışanlar ise memnuniyetsizliklerinin kaynağının yöneticileri olduğunu anlamakta bazen zorlanır. Her sabah ayakları ofise doğru geri geri gider yine de teşhisi koymakta gecikirler.

İşte size müdürünüzden pek hoşlanmadığınızı gösteren 4 belirti:

Yöneticiniz tatilde ya da seyahatte iken ofiste daha iyi hissediyorsanız:

Etraftayken size müdahale eden, sorular soran, sizden iş isteyen, ister istemez bazen sizde stres yaratan kişinin, arada bir dışarıda olmasından az da olsa memnun olmanız normaldir. Öte yandan ofiste memnun olduğunuz zamanların sadece müdürünüzün olmadığı zamanlar olması çok ama çok anormaldir. İşinizde mutlu hissettiğinizde müdürünüz oralarda mı bir dikkat edin bakalım.

Bir şeyi aktarmak zorunda olduğunuzda dahi konuşmaktan kaçınıyorsanız:

Kritik konular olduğunda bile diyaloğa girmekten kaçındığınızı, konuşmayı ertelediğinizi farkettiğiniz oluyor mu? İnsanın çalıştığı kişiyle arası soğuduğunda en belirgin davranış değişikliği budur. Yöneticinizle konuşmak istemezsiniz. Bu tutumun sonucu, haliyle, iletişimin zayıflaması, iş akışlarında karar alınamaması, ilişkinin dönülmez noktaya doğru ilerlemesi olacaktır. Sizce iletişiminiz ne durumda?

Bulunduğunuz toplantılara, sohbetlere yöneticinizin dahil olmasından rahatsız oluyorsanız:

Bir toplantının ya da iş arkadaşlarınızla geçireceğiniz bir gecenin katılımcıları arasında veya herhangi bir e-mail grubunda bağlı bulunduğunuz kişinin ismini gördüğünüzde kötü hissediyorsanız bu hayra alâmet değildir. Bazen tabii ki insiyatif almak, özgürce hareket etmek, uzaklaşmak isteyebilirsiniz. Yine de içinde yer aldığı konularda ismiyle karşılaşınca yıkılıyorsanız, depresyon hissine kapılıyorsanız bu sizce normal bir durum mu?

Yaptığı her şey gözünüze batıyorsa:

Birine sinir olduğunuzda, karşınızdaki kişinin sıradan davranışları bile sizi rahatsız eder hale gelebilir. Toplantıda kahvesini içerken çıkardığı ses, ofiste ortalıkta yaptığı özel konuşmalar ve daha bir çok şey gözünüze batar. Dersiniz ki “bu niye böyle?”. Söz konusu rahatsızlığınız arada sırada oluyorsa sorun yok. Fakat birine her daim sinir olduğunuzu düşünsenize. O iş hayatı çekilir mi? O iş ilişkisi devam edebilir mi?

Yöneticinizden hoşlanmadığınızı düşünmeye başladığınız ve bu duygunuzdan emin olduğunuz noktada oturup bir muhasebe yapmalısınız. Hoşlanmadığınız tam olarak ne? Yöneticinizin sizi rahatsız eden yönlerini değiştirmek için bir şey yapabilir misiniz? Bu durum geçici olabilir mi? Yapamayacağınızı düşünüyorsanız bu durumun içinde yaşayabilir misiniz? Kendinize bu soruları sorun.

Yöneticiniz iş hayatınızın o kadar önemli bir parçası ki iş ararken deneyimli biriyseniz, çalışacağınız şirket ya da görev tanımından çok, yöneticinizi seçiyorsunuz. Deneyimsiz biriyseniz girdiğiniz işteki “devamlılık” kararınızı yöneticiniz belirliyor. İş yaşamınızda birlilikte yol aldığınız, size yol gösteren, “deniz feneri” konumundaki kişiyle mesut bir ilişkiniz var mı emin olun. Varsa şükredin çünkü herkes sizin kadar şanslı değil. Yoksa aksiyon alın çünkü şairin dediği gibi “hayat kısa, kuşlar uçuyor”…

İK’cılardan Pek Hazzedilmemesinin 5 Nedeni

I-love-HRİnsan Kaynakları bölümlerine her şirketin, her çalışanın ihtiyacı var.

İş gücünü sağlıklı bir şekilde yönetmek her zamankinden daha önemli hale geldi. Doğru çalışanı işe almak, olumlu performans göstereni işte tutmak ve bir adım ileriye taşıyabilmek için İK stratejik önemi yüksek bir fonksiyon.

Peki iş yaşamında en popüler çalışma arkadaşları İK’cılar mıdır? Genellikle hayır. Acaba neden?

İşte size İK’cılardan pek hazzedilmemesinin 5 Nedeni:

1. “Yönetimin sesi” durumundaki İK’cılar:

Kurumsal yaşamın getirdiği kudrete kendini kaptırıp aslında kendisinin de bir “çalışan” olduğunu unutan İK’cılar; inanın üst yönetimler için de sevimli değilsiniz. Geçici olarak elde ettiğiniz güce kendinizi kaptırmayın. Sahip olduğunuz ayrıcalıklara sahip olmanızı işiniz gerektiriyor.

2. Bürokrasi odaklılık:

En önemsiz konular için talep formları yaratmayı, her şeyi politika ve prosedürlere bağlamayı , gereksiz kurallar yaratıp uygulanmaları için baskı yapmayı, “şirket polisliği”ni İnsan Kaynakları zanneden, insandan çok kırtasiyeye ilgi duyan İK’cılar, kimseye olmadığı gibi kendinize de bir faydanız yok.

3. Sayılardan kopuk dünya:

Analitik düşünme becerileri zayıf, rakamlardan uzak, “hesap-kitap” bilmeyen, bütçe yönetiminin, karlılığın önemini anlayamamış, hayali bir yetkinlikler aleminde yaşayan İK’cılar ayağınızı yere basın. Çünkü her işinin ucunda rakamlar var ve rakamlardan uzak görüntünüz iş arkadaşlarınızı rahatsız ediyor.

4. “İş”ten uzak / “iş”i kavrayamayan bir bakış açısı:

Bir İK’cıysanız ilaç sektöründe çalışıyorsanız “eczane”yi, perakendede çalışıyorsanız “mağaza”yı, bankacılıkta çalışıyorsanız “şube”yi anlamak zorundasınız. İçinde yer aldığınız sektördeki işin ne olduğu hakkında fikriniz yoksa ne çalışanlarla ilişki geliştirebilirsiniz ne de yarattığınız uygulamaların etkisini anlayabilirsiniz. İK’cıysanız yapılan işe, kullanılan jargona, içinde bulunduğunuz sektöre yakın durun.

5. Çalışandan uzak “İK Getto”ları:

İnsan Kaynakları doğası gereği bir çok süreci gizli yürüten bir fonksiyon. İK’cıların bazıları çalışanla samimi olup ipin ucunu kaçırmak endişesiyle çalışana mesafeli durur. Bu da kendi ekipleri içinde “getto”laşmalarına yol açar. Zamanla çalışanlar da onlardan uzak durmayı tercih eder. Diyaloğun olmadığı yerde eninde sonunda sıkıntı olur.

Çalışanların, şirket yönetimlerinin saygı duyduğu bir iş ortağı haline gelmek; sadece sayılan değil sevilen, güven duyulan bir iş birimi olabilmek; İK’yı stratejik bir fonksiyon haline getirmek bugünün İnsan Kaynakları profesyonellerine bağlı. Bunu başarabilenler yetenekli gençlerin de bu yönde önünü açacaktır. İK camiası olarak İK’nın geleceği bizim elimizde…

O Görüşmede Reddedilmenizin 7 Sebebi

REjectedMüakatınız çok iyi geçmişti. Aday olduğunuz pozisyon için kağıt üzerinde çok iyi bir aday olduğunuzu; görüşmenizi yapan kişiyle bir sıcaklık yakaladığınızı düşünmüştünüz. Bir sonraki görüşme davetini, yapılacak referans araştırmasını hatta belki de iş teklifini bekliyordunuz. Ama bunların yerine red yanıtı aldınız. Hay Allah!.. Neden öyle oldu acep?

İşte size bu tip durumlarda en çok karşılaşılan nedenlere 7 örnek:

  1. İş için uygundunuz ama başka biri bir adım öne geçti: İşverenler, spesifik roller dışında, bir çok pozisyonda birden fazla nitelikli adayla karşılaşır.  Bu durumda, çok iyi bir aday olmanız yetmez en iyi aday olmanız gerekir. Ne kadar iyi bir aday olduğunuzu, hedeflenen ihtiyacı şirket tarafından göremediğiniz için, bilmeniz mümkün değildir. “Çok iyiydim ama niye olmadı?” diye düşünmeyin.
  2. İş arayanlar becerilerini olduğundan daha güçlü görür: Bu da sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. İş arayan, söz konusu görevi isteyen biri, gayet insani olarak, kendini olduğundan daha güçlü  görebilir. Şirket ise istediği becerilere, kültürüne tam olarak sahip bir adayı arar.
  3. Şirket kültürüne uygun değildiniz: Elle tutulmasa, gözle görülmese de her şirketin kendine has bir doğası bir kültürü var. Her firma ayrı bir dünya, bir habitattır. Eğitiminiz, deneyimleriniz pozisyona uygun olsa bile şirket kültürüne uygun olmayabilirsiniz. Görüşmenizi yapan kişiler masanın diğer tarafını bildikleri için bunu değerlendirme şansına sahiptir.
  4. Görüşmede yaptığınız işleri iyi ifade edemediniz: Ne yaptığınız kadar,  nasıl yaptığınız ve bunları nasıl aktardığınız da önemli. İş hayatındaki başarının önemli bir kısmı doğru iletişimden gelir. Yaptığınız çalışmaları, projeleri “az” ya da “fazla” anlatıyorsanız görüşmenizi yapan kişi de sizi  “az” ya da “fazla” değerlendirebilir.
  5. Sinir bozucuydunuz: Sürekli önünüze koyduğunuz telefonu kontrol ediyorsanız, gözünüzü sürekli kaçırıyorsanız, ilgisiz duruyorsanız, gereksiz ayrıntılara yönelik sorular soruyorsanız mülakatınızı yapan kişi rahatsız olabilir,
  6. İş için yeterince istekli değildiniz: İşe alımcılar aradıkları pozisyonlar için heyacan duyan adaylarla karşılaşmayı umarlar. Karşılarına çıkan fırsatlarla ilgili yarım ağızla konuşan, demotive adaylar bir adım geride kalamaya da adaydırlar,
  7. Verebileceklerinizden çok alabileceklerinizle ilgiliydiniz: Mülakatta görevin sorumlulukları yerine, şirketin size vereceği yan olanaklarla ilgili daha fazla soru sorarsanız; işle değil de işin getirecekleriyle daha fazla ilgili görünürseniz şirket söz konusu pozisyon için daha hevesli, kariyer odaklı bir adayla yola devam etmeyi seçebilir.

Bir işe alım sürecinde kendinizi ne kadar iyi görseniz de, kağıt üzerinde ne kadar iyi dursanız da reddedilebilirsiniz. Red mektubunu almanızın nedeni ücret beklentiniz, şirketin kültürü gibi “doğru”sunu hiç bilemeyeceğiniz nedenler olabilir. İş arayışındaysanız her zaman önünüze, “bir sonraki maç”a bakmanızda fayda var.

Bir İş Arkadaşınızla Sevgili Olmamanız için 8 Neden

Duygusal anlamda “yalnız”sanız ve zamanınızın çoğu işte geçiyorsa, kendinizi ofis içinde bir romantizm girdabına kaptırmanız çok zor değil. Günde 8-9 saati birlikte geçirince insanlar yakınlaşabiliyor. Bu tip örneklerle hemen her şirkette karşılaşmak mümkün.

Profesyonel yaşamdaki bir çok kişi ister gerçekten aşık olsun, ister sadece duygusal tatmin ihtiyacını gidersin bu “deneyim”i yaşıyor. Henüz başınıza gelmediyse öncelikle yaratacağı problemlerin farkında olmanızda fayda var. Gönül işlerinde piyango size de çıkabilir.

İşte size iş yerinizden sevgili edinmemeniz için 8 neden:

1.    “İş” her zaman yanınızda olacak:

Zihinlerimizde “on/off” ya da “stand by” tuşları olmadığına göre ofis dışında da “iş”in her zaman farkındayız. Akşam eve gittiğinizde ertesi gün uğraşacağınız konular, haftasonu tatile çıktığınızda Pazartesi sabahı yapacağınız toplantı aklınızın bir köşesinde duruyor. Sizinkine benzer bir gündemi paylaşan kişi ofis dışında yanınızda olduğunda bunları konuşmadan durabilecek misiniz? Romantik bir akşam yemeğine çıktığınızda bütçeyle ilgili problemlerinizden, canınızı sıkan iş arkadaşınızdan bahsetmemek mümkün olacak mı? İyi düşünün.

2.    Onun sorunları sizin de sorunlarınız olacak:

Sevgiliniz yöneticisiyle veya bir takım arkadaşıyla sürtüşme yaşarsa, bir sebeple bir yöneticisinden azar işitirse ya da bir gün işten çıkartılırsa sakin ve tarafsız kalabilecek misiniz? Gönül verdiğiniz kişinin başına bir şey geldiğinde gerçekten etkilenmemeniz için robot olmanız gerekir. Robot musunuz?

3.    Çalışma arkadaşlarınızda garip bir “farkındalık” oluşacak:

Ne kadar profesyonel olursanız olun, iş arkadaşlarınız durumu fark edecek ve size her zaman şüpheyle bakacaktır. İşinizle ilişkinizi karıştırıyor musunuz diye içten içe sorgulanacaksınız. Üstüne üstlük, bir de yönetici pozisyonundaysanız insanlarda daha fazla soru işareti oluşacak. Bu strese hazır mısınız?

4.    Yöneticiniz ne düşünecek?:

Amiriniz konumundaki kişi de durumdan rahatsız olabilir. İş ortamında bir gerginlik olacak mı, gündelik işleriniz nasıl etkilenecek, aranızda bir sıkıntı olsa yürüttüğünüz projeler ne olacak? Bunlar aklına gelecek ilk sorular. Gerisini siz düşünün.

5.    “Terfi ettirilemez” ya da “atanamaz” hale gelebilirsiniz:

Aynı bölümdeyseniz terfinizin önünü, farklı bölümlerdeyseniz şirketinizin rotasyon uygulamasını kendi kendinize durdurmuş olabilirsiniz. Çünkü duygusal olarak ilişki içinde olduğunuz birini yönetemezsiniz. Tehlikenin farkında mısınız?

6.    Aynı anda tatile çıkamayabilirsiniz:

Küçük bir şirkette çalışıyorsanız ya da aynı bölümdeyseniz aynı anda ortadan yok olmanız mümkün olmayabilir. Zaten yılda 10-15 gün izniniz var. Birlikte bir tatil yapamayacaksanız, tatil neye yarar?

7.     Şirketinizin bu yöndeki politikalarına dikkat edin:

Bir çok şirket çalışanları arasında bu tip ilişkileri hoş görmez. Yabancı firmaların çoğunda iki çalışan evlenmek istediğinde birinin işten ayrılması şart koşulur. İş bir şekilde o noktaya gelirse kendinizi “yakmaya” hazır mısınız?

8.    Ayrılık “ateşten gömlek” olur:

Gerçek kabus ilişkiniz sona erdiğinde başlar. İlişkilerde ayrılıklar her zaman zordur. Daha da sancılı bir ayrılık yaşamaya gerek var mı? Ayrıldıktan sonra sevgilinizi her gün görmeye, başkalarıyla yakınlaştı mı diye merak edip kıvranmaya dayanabilecek misiniz?  Eğri oturun, doğru düşünün..

Tüm bunlara rağmen insanlar şirketlerinde aşk yaşamıyor mu? Çok sayıda çalışan bu maceraya giriyor. “Gönül gözü” açıldığında insanların gözü kapanabiliyor. Bütün ofis içi ilişkiler sıkıntılı mı oluyor? Hayır. Güzel başlayan güzel devam eden ilişkileri yakalamak tabii ki mümkün. Sorun şu ki herkes o kadar şanslı değil.

Stajınız Bitmeden Önce Yapmanız Gereken 6 Şey



Stajınız Bitmeden Önce Yapmanız Gereken 6 Şey


Yaz aylarının sonuna yaklaşıyoruz. Bir çok şirkette yaz stajları yakında bitecek. İş yaşamını tanımaya, deneyim elde etmeye çalışan stajyerlerin, bu deneyimlerini daha ileriye taşıyabilmek için, çalışma dönemleri bitmeden yapmaları gereken bir kaç şey var.
İşte size stajınız bitmeden önce atmanız gereken adımlara 6 örnek:
1.    Birlikte çalıştığınız kişilere teşekkür edin:
Yöneticinize çalışma döneminizde size öğrettikleri, kazandığınız tecrübe için teşekkür etmeyi ihmal etmeyin. Memnuniyetinizi size fırsat tanıyan İnsan Kaynakları çalışanlarına, birlikte görev yaptığınız çalışma arkadaşlarınıza, size yardımcı olan kişilere de iletmeyi unutmayın.
2.    Geleceğe yönelik planlarınızı insanlarla konuşun:
Gelecek yaz ya da mezuniyetiniz sonrasında neler yapmayı planladığınızı iş çevrenizdeki kişilerle paylaşın. Tavsiye almaktan mutlu olacağınızı iletin. Stajınızda yakın çalıştığınız insanlar iş hayatınızda oluşacak network’ünüzün başlangıcıdır.
Çalışma ortamınızdaki deneyimli arkadaşlarınız, endirekt yöneticileriniz sizin için çok değerlidir. Bu kişiler karşılaştıkları iş fırsatlarını size haber verebilirler; hatta size bazı işler için size referans olabilirler. Geribildirimleriyle kariyerinizle ilgili düşüncelerinizin berraklaşmasına katkı sağlayabilirler. Bununla birlikte, siz gidip açıkça sormadığınız sürece, insanların çoğu size durup dururken tavsiye de bulunmaz. Bu yönde talepkar olmanızda fayda var.
3.    Yöneticinizden geribildirim isteyin:
Birlikte çalıştığınız süre kısa bir süre de olmuş olsa bile, yöneticinizin güçlü ve gelişime açık yönlerinizle ilgili bir fikri oluşmuştur. Bire bir çalıştığınız için hakkınızdaki en iyi değerlendirmeyi yöneticiniz yapar. Kendisine “kuvvetli bulduğunuz ve geliştirmem gereken becerilerimle ilgili görüşleriniz benim için önemli. Fırsat bulduğumuzda sizi dinlemek isterim” gibi bir cümleyle konuyu açabilirsiniz.
4.    CV’nizi güncelleyin:
Staj deneyiminizi, yaptığınız işlerle ilgili bilgiler zihninizde tazeyken güncelleyin. Çalışmanızla ilgili ayrıntıları bu yolla daha kolay hatırlarsınız.
5.    Kendinizi kendiniz değerlendirin:
Stajınızın sonunda geriye dönüp bakarken kendinize şu soruları sorabilirsiniz; “neler öğrendim? / başa dönme şansım olsa neyi farklı yapardım? / kariyerimi hangi alanda sürdürmek istiyorum? / staj yaptığım şirketin kültürüne alışabildim mi? İleride benzer bir çalışma ortamında yer almalı mıyım? Bu değerlendirmeyi mutlaka yapın. Kişisel farkındalığınız önemlidir.
6.    Kurduğunuz ilişkileri kaybetmeyin:
Yöneticinizle, birlikte yol aldığınız tecrübeli kişilerle iletişiminizi sürdürün. Çok sık olmamak kaydıyla kendileriyle e-mail ya da telefon yoluyla temas kurun. Aklınıza takılan konuları danışabilir ya da gördüğünüz ilginç bir makaleyi paylaşabilirsiniz. Çok az stajyer bunu yapar. Ancak sadece bu çabayı gösterenler uzun soluklu profesyonel ilişkiler kurabilir.

Adayların İşverenlerle İlgili 5 Şikayeti

Adayların İşverenlerle İlgili 5 Şikayeti


Global finansal krizin etkileri yavaş yavaş azalmaya başlarken yeni iş fırsatları artacak gibi görünüyor. Şirketler kilit rollerde görevlendirmek üzere değerli çalışanları bünyelerine katmaya çalışacak.

Firmalar işe almaya çalıştıkları profesyonelleri işe alım süreçlerinde hayal kırıklığına uğratabiliyor. Bu nedenle bir çok şirketin işe alabileceği önemli isimleri kendinden uzaklaştırdığı söylenebilir.
İşte size adayların, aday oldukları firmalarla ilgili şikayetlerine 5 örnek:
1-   Başvuruları mülakatlar sonrasında bile yanıtlamamak:
Adayların bir çoğu mülakatlara hazırlanarak gelir. Kimi şirketlerin web sayfalarını inceleyerek bilgi edinmeye çalışır, kimi gelebilecek mülakat sorularına hazırlanır. Bir çoğu mülakatlara katılabilmek için işlerinden izin alır. Bazıları görüşmeler için seyahat etmek zorunda kalır. Hal böyleyken mülakatlar sonrasında şirketlerden yanıt alabilirler mi? Çoğunlukla hayır!
Adaylar mülakatlardan sonra şirketlerden bir haber almayı bekler. Sessizlik ne kadar uzun sürerse aday o kadar huzursuz olur. Mevcut işlerinden memnun olan iyi adaylar bu sessizlik dönemlerinde süreçlerden çekilirler. Aslında kısa bir telefon görüşmesiyle ya da bir e-mail’le kişileri bilgilendirmek çok zor değildir.
2-   Ücret aralığı ile ilgili bilgi vermekten kaçınmak:
Bir çok şirket arayışında oldukları pozisyon için düşündükleri ücret aralığı ile ilgili adaylara bilgi vermez. Adayların ücret beklentilerini sorup karşılığında düşünülen maaş skalası hakkında bilgi vermemek iyi niyetli bir yaklaşım değildir. Ücretlendirme sisteminin arkasında durabilen firmalar bu yönde tutuk davranışlar sergilemez. Ücret aralığı ile ilgili bilgi vermek istemeyen şirketler adayların beklentilerini sormamalıdır.
3-   Karmaşık başvuru sistemleri / değerlendirme araçları
Bitmek bilmeyen yazılı ya da online başvuru formları adayları genellikle usandırır. Daha mülakatlar başlamadan dolambaçlı başvuru / test süreçleriyle adayların enerjilerini tüketmek yanlıştır. Karmaşık görüşme süreçleri  nedeniyle bir çok firma bulabilecekleri en iyi adayları tanışma imkanı bulamadan kaybeder. Google, Facebook, Apple gibi öncü şirketlerin basit ve etkili başvuru süreçleri örnek alınabilir.
5 farklı yöneticinin 5 kere adayı ayrı ayrı davet ederek görüşmesi, görüşen yöneticilerin modern mülakat tekniklerinden bihaber olması adayları uzaklaştıran diğer faktörlerdendir.
4-   Adayların zamanına değer vermeyip, aynı nedenle adayları elemek:
Bir mülakata 20 dakika geç kalan bir adayla ilgili görüş çoğunlukla olumsuza döner. Peki adaylar şirketlere ulaştıklarında görüşmelere zamanında alınır mı? Bir çok kişi resepsiyonda beklemek durumunda bırakılır.
5-   Değişiklikleri adaylara bildirmemek:
Bir adaya kendisini bir tarihte arayıp bilgi vereceğinizi söylüyorsanız bunu yapmalısınız. İnsanlar verilen sözlerin tutulduğu, kendilerine saygı duyulan organizasyonlarda yer almak ister.
Şirketler şu anda krizin etkisiyle çok sayıda iyi adaya ulaşıyor. Rüzgar tersine döndüğünde bir çok şirketin aynı adayları hedefleyeceği unutulmamalıdır. Yarın işe almak isteyeceğiniz değerli bir adayı bugün kırarsanız gelecekteki ilişkinizi başlamadan bitirmiş olursunuz. Adaylara yönelik özensiz yaklaşımlar şirketinizin imajı  için zararlıdır. Bu davranışlarınız ileride ulaşmak isteyeceğiniz diğer adaylar tarafından duyulabilir.
Şirketler adaylara iş imkanları yaratırken adaylar da sözkonusu organizayonlara beyin güçlerini sunarlar. Şirketler iyi oyuncuları, kendi oyun alanlarından uzaklaştırmak istemiyorlarsa adaylara saygılı yaklaşmalarında yarar var.

Yeni İşinize En Doğru Şekilde Başlamanız için 10 İpucu

Bir işe başladığınızda, yeni şirketinizde geçirdiğiniz ilk günleriniz çok değerlidir. Katıldığınız ekiple birlikte yol aldığınız ilk dönem, kariyerinizin o şirkette geçecek kısmı için belirleyici olabilir.

İşte size yeni işinizde ilk günlerinizin “iyi” geçmesi için 10 ipucu:

1-    İşe başladığınızda ilk bir kaç günde bir çok bilgi aktarılır. Bir çok detayla karşılaşırsınız. Ayrıntıların tamamını hatırlamamanız çok normaldir. Karşılaşacağınız bilgi bombardımanı karşısında paniklemeyin.

2-    Konuşmak yerine daha çok dinlemeyi tercih edin. Şirketteki çalışma atmosferini, şirketin kültürünü, yeni ekibinizi tanımadan önerilerde bulunmayın. Aceleci önerilerin yanlış, yersiz öneriler olması ve yeni arkadaşlarınızı sizden uzaklaştırması ihtimali yüksektir.

3-    Soru sormaktan çekinmeyin. Sorular sormayan bir yeni çalışanın hakkında kötü bir izlenim oluşur. Akıllara şu ihtimaller gelebilir: a) Çok utangaçsınız, iletişime geçmekten çekiniyorsunuz; b) hangi soruları soracağınızı bilemiyorsunuz. İki seçenek de sizinle ilgili soru işaretleri oluşmasına yol açar.

4-    Öte yandan dakika başı, durmadan soru sorup yapılan işi bölen yeni bir çalışma arkadaşı da rahatsız edici olabilir. Yapabiliyorsanız sorularınızı not alın, ilgili kişilere ara ara sorun. Bu şekilde daha verimli cevaplar alabilirsiniz.

5-    Bazı yöneticilerin koçluk becerileri daha iyidir; eğitim-oryantasyon deneyimleri daha fazladır. Yöneticinizin yetersiz bilgi verdiğini düşünüyorsanız adım atmaktan çekinmeyin. Örneğin “bu hafta hangi konuya odaklanmamı istersiniz?” ya da “o konuyu daha iyi anlayabilmek için neyi okuyabilirim?” gibi gideceğiniz yönü bulmanızı kolaylaştıracak sorular sorabilirsiniz.

6-    Yöneticinizin ilk bir ay için sizden beklentisinin ne olduğunu öğrenin. Hemen başlamanız, odaklanmanız gereken bir proje var mı? Başarılı sayılması için o projenin çıktıları neler olmalı?

7-    Şirketinizin kültürünü tanımak için özellikle çaba gösterin. İnsanlar e-mail yoluyla mı iletişim kuruyor, yoksa yüzeyüze görüşmeyi mi tercih ediyor? Masa başı sohbetleri normal karşılanıyor mu; gözlemlemeyin. Tabii ki başka birine dönüşmenizi kimse beklemez. Bununla birlikte şirketin kültürünün, ikliminin farkında olmanızda yarar vardır.

8-    Öğle yemeklerini kesinlikle atlamayın. İlginç bir şekilde işe yeni başlayan çalışanların önemli bölümü, adaptasyon sorunu yaşadıklarında yemekleri ya pas geçerler ya da yemeğe dışarıya çıkmayı tercih ederler. Yeni şirketinizi tanımak, ilişki geliştirmek istiyorsanız öğlen yemekleri gibi enformal ortamlar sizin için fırsattır.

9-    Yardım önerilerini geri çevirmeyin. Sözkonusu konuyu biliyor bile olsanız yine de öneride bulunan kişiyi dinleyin. En azından bu şekilde ilişki kurmaya başlarsınız. Belki de görmediğiniz bir detayı farketme şansını yakalarsınız.

10- İşe başladıktan bir kaç hafta sonra, oryantasyonuz süresince edindiğiniz bilgileri, dökümanları gözden geçirin; gerekirse tekrar okuyun. Yeni iş yerinizi biraz tanıdıktan sonra şirket içi dinamikleri daha iyi anlayabilirsiniz.