Yöneticinizden Hoşlanmadığınızı Gösteren 4 Alâmet

dislikeİnsanlar yöneticileriyle birlikte çalışmaktan mutlu olduklarında, genellikle bunun farkındadırlar. Derler ki “iyi ki onunlayım”. Bilirler ki motivasyonlarının bir kısmı “bir üst”lerinden kaynaklı. Mutsuz çalışanlar ise memnuniyetsizliklerinin kaynağının yöneticileri olduğunu anlamakta bazen zorlanır. Her sabah ayakları ofise doğru geri geri gider yine de teşhisi koymakta gecikirler.

İşte size müdürünüzden pek hoşlanmadığınızı gösteren 4 belirti:

Yöneticiniz tatilde ya da seyahatte iken ofiste daha iyi hissediyorsanız:

Etraftayken size müdahale eden, sorular soran, sizden iş isteyen, ister istemez bazen sizde stres yaratan kişinin, arada bir dışarıda olmasından az da olsa memnun olmanız normaldir. Öte yandan ofiste memnun olduğunuz zamanların sadece müdürünüzün olmadığı zamanlar olması çok ama çok anormaldir. İşinizde mutlu hissettiğinizde müdürünüz oralarda mı bir dikkat edin bakalım.

Bir şeyi aktarmak zorunda olduğunuzda dahi konuşmaktan kaçınıyorsanız:

Kritik konular olduğunda bile diyaloğa girmekten kaçındığınızı, konuşmayı ertelediğinizi farkettiğiniz oluyor mu? İnsanın çalıştığı kişiyle arası soğuduğunda en belirgin davranış değişikliği budur. Yöneticinizle konuşmak istemezsiniz. Bu tutumun sonucu, haliyle, iletişimin zayıflaması, iş akışlarında karar alınamaması, ilişkinin dönülmez noktaya doğru ilerlemesi olacaktır. Sizce iletişiminiz ne durumda?

Bulunduğunuz toplantılara, sohbetlere yöneticinizin dahil olmasından rahatsız oluyorsanız:

Bir toplantının ya da iş arkadaşlarınızla geçireceğiniz bir gecenin katılımcıları arasında veya herhangi bir e-mail grubunda bağlı bulunduğunuz kişinin ismini gördüğünüzde kötü hissediyorsanız bu hayra alâmet değildir. Bazen tabii ki insiyatif almak, özgürce hareket etmek, uzaklaşmak isteyebilirsiniz. Yine de içinde yer aldığı konularda ismiyle karşılaşınca yıkılıyorsanız, depresyon hissine kapılıyorsanız bu sizce normal bir durum mu?

Yaptığı her şey gözünüze batıyorsa:

Birine sinir olduğunuzda, karşınızdaki kişinin sıradan davranışları bile sizi rahatsız eder hale gelebilir. Toplantıda kahvesini içerken çıkardığı ses, ofiste ortalıkta yaptığı özel konuşmalar ve daha bir çok şey gözünüze batar. Dersiniz ki “bu niye böyle?”. Söz konusu rahatsızlığınız arada sırada oluyorsa sorun yok. Fakat birine her daim sinir olduğunuzu düşünsenize. O iş hayatı çekilir mi? O iş ilişkisi devam edebilir mi?

Yöneticinizden hoşlanmadığınızı düşünmeye başladığınız ve bu duygunuzdan emin olduğunuz noktada oturup bir muhasebe yapmalısınız. Hoşlanmadığınız tam olarak ne? Yöneticinizin sizi rahatsız eden yönlerini değiştirmek için bir şey yapabilir misiniz? Bu durum geçici olabilir mi? Yapamayacağınızı düşünüyorsanız bu durumun içinde yaşayabilir misiniz? Kendinize bu soruları sorun.

Yöneticiniz iş hayatınızın o kadar önemli bir parçası ki iş ararken deneyimli biriyseniz, çalışacağınız şirket ya da görev tanımından çok, yöneticinizi seçiyorsunuz. Deneyimsiz biriyseniz girdiğiniz işteki “devamlılık” kararınızı yöneticiniz belirliyor. İş yaşamınızda birlilikte yol aldığınız, size yol gösteren, “deniz feneri” konumundaki kişiyle mesut bir ilişkiniz var mı emin olun. Varsa şükredin çünkü herkes sizin kadar şanslı değil. Yoksa aksiyon alın çünkü şairin dediği gibi “hayat kısa, kuşlar uçuyor”…

Reklamlar

Yöneticinizin Güvenini Kaybetmenin Garantili 6 Yolu

Uçan-Barışİş hayatında mutlu olabilmek için yöneticinizle iyi geçinmeniz gerekir. Yöneticinizle “iyi” olmak istiyorsanız, güvene dayalı bir ilişkiniz olmalı. Yaşamın her alanında olduğu gibi, iş dünyasında da güven duygusunu yaratmak zor, kaybetmek kolaydır.

İşte size yöneticinizin güvenini kaybetmek için sık sık tekrarlamanız gereken davranışlara 6 örnek:

1. Söz verin, sonra hiç oralı olmayın:

Profesyonel dünyada yöneticiniz, halledeceğinizi söylediğiniz işleri yapmanızı, sizden beklenen görevleri tamamlamanızı bekler. Şirketinizdeki görev tanımınız ve ayrıca ortaya çıkan gündelik sorumluluklarınız sizin oradaki varlık sebebinizdir. Görevlerinizi yerine getirmemeniz tabii ki sizle ilgili soru işaretleri doğurur.

2. Yöneticinizi bilgi akışı içinde tutmayın:

Süratle güven kaybetmek isterseniz, yöneticinize bilgisi olması gereken konularda bilgi vermeyin. Bilmesi gereken gelişmeleri sözlü ya da yazılı iletmeyin. Hatta sonra, bu konular ortaya çıkınca “sürpriiiiz” diye neşe içinde sevinç gösterisi yapın. Tepkisini izlemek benzersiz bir deneyim olabilir.

3. Tahminler yürütün:

Yöneticiniz sizden bir konuyu araştırmanızı, ilgili bilgilere ve bulgulara ulaşmanızı rica etsin. Siz de oturun hiçbir şeyi incelemeden tahminlerde bulunun, “forecast yaptım” deyin. Bakalım ne olacak?

4. Hatalarınızla ilgili sorumluluk almayın:

Görevi, deneyimi ne olursa olsun, istisnasız herkes hata yapar. Kaçınılmaz olarak siz de hatalar yapacaksınız. Yöneticiniz de aklı başında bir insansa bu gerçeği kabul edecektir. Problem hatalarınızı kabul etmediğiniz, farklı sebeplere yansıttığınız noktada başlar. “Şöyle oldu, böyle oldu, öyle olmasa farklı olurdu…” falan. Bırakın… Aynı yanlışları tekrarlamamak için öğrenmelisiniz; öğrenebilmek için de hatalarınızı kabul etmelisiniz.

5. Ne yöne hareket edeceğiniz belli olmasın:

Başarıyla tamamlanan her işin sağladığı bütün prestiji üstünüze almaya çalışın. Ya da süreçler başarısızlıkla bittiğinde umursamayın. Hatta eğriyi doğruyu söylemediğiniz halde “ben söylemiştim” diye üste çıkın. Araba devrildikten sonra yol gösterin. Keyif sizin değil mi?

6. Yöneticinizin arkasından konuşun:

İyi yöneticiler kendileriyle ilgili eleştirilerinizi söylemenizi isterler. Siz de söyleyin. Söyleyin ama arkasından değil, yüzüne söyleyin. Düzgün bir üslupla anlatırsanız sizi dinleyecektir. Tersi durum, yani olumsuz görüşlerinizi yaymanız, oluşturacağınız virütik etki nedeniyle ilişkinizi geri dönülmez noktaya getirebilir.

Her yönetici, gözü arkada kalmadan dönüp gidebileceği, güvenebileceği kişilerle çalışmayı ister. Performansınız ışık hızıyla yükselmese de, ekipteki en “yıldız” oyuncu olmasanız da güvenilir bir çalışan olmanız, vazgeçilmez hale gelmenizi sağlayabilir.

 

İK’cılardan Pek Hazzedilmemesinin 5 Nedeni

I-love-HRİnsan Kaynakları bölümlerine her şirketin, her çalışanın ihtiyacı var.

İş gücünü sağlıklı bir şekilde yönetmek her zamankinden daha önemli hale geldi. Doğru çalışanı işe almak, olumlu performans göstereni işte tutmak ve bir adım ileriye taşıyabilmek için İK stratejik önemi yüksek bir fonksiyon.

Peki iş yaşamında en popüler çalışma arkadaşları İK’cılar mıdır? Genellikle hayır. Acaba neden?

İşte size İK’cılardan pek hazzedilmemesinin 5 Nedeni:

1. “Yönetimin sesi” durumundaki İK’cılar:

Kurumsal yaşamın getirdiği kudrete kendini kaptırıp aslında kendisinin de bir “çalışan” olduğunu unutan İK’cılar; inanın üst yönetimler için de sevimli değilsiniz. Geçici olarak elde ettiğiniz güce kendinizi kaptırmayın. Sahip olduğunuz ayrıcalıklara sahip olmanızı işiniz gerektiriyor.

2. Bürokrasi odaklılık:

En önemsiz konular için talep formları yaratmayı, her şeyi politika ve prosedürlere bağlamayı , gereksiz kurallar yaratıp uygulanmaları için baskı yapmayı, “şirket polisliği”ni İnsan Kaynakları zanneden, insandan çok kırtasiyeye ilgi duyan İK’cılar, kimseye olmadığı gibi kendinize de bir faydanız yok.

3. Sayılardan kopuk dünya:

Analitik düşünme becerileri zayıf, rakamlardan uzak, “hesap-kitap” bilmeyen, bütçe yönetiminin, karlılığın önemini anlayamamış, hayali bir yetkinlikler aleminde yaşayan İK’cılar ayağınızı yere basın. Çünkü her işinin ucunda rakamlar var ve rakamlardan uzak görüntünüz iş arkadaşlarınızı rahatsız ediyor.

4. “İş”ten uzak / “iş”i kavrayamayan bir bakış açısı:

Bir İK’cıysanız ilaç sektöründe çalışıyorsanız “eczane”yi, perakendede çalışıyorsanız “mağaza”yı, bankacılıkta çalışıyorsanız “şube”yi anlamak zorundasınız. İçinde yer aldığınız sektördeki işin ne olduğu hakkında fikriniz yoksa ne çalışanlarla ilişki geliştirebilirsiniz ne de yarattığınız uygulamaların etkisini anlayabilirsiniz. İK’cıysanız yapılan işe, kullanılan jargona, içinde bulunduğunuz sektöre yakın durun.

5. Çalışandan uzak “İK Getto”ları:

İnsan Kaynakları doğası gereği bir çok süreci gizli yürüten bir fonksiyon. İK’cıların bazıları çalışanla samimi olup ipin ucunu kaçırmak endişesiyle çalışana mesafeli durur. Bu da kendi ekipleri içinde “getto”laşmalarına yol açar. Zamanla çalışanlar da onlardan uzak durmayı tercih eder. Diyaloğun olmadığı yerde eninde sonunda sıkıntı olur.

Çalışanların, şirket yönetimlerinin saygı duyduğu bir iş ortağı haline gelmek; sadece sayılan değil sevilen, güven duyulan bir iş birimi olabilmek; İK’yı stratejik bir fonksiyon haline getirmek bugünün İnsan Kaynakları profesyonellerine bağlı. Bunu başarabilenler yetenekli gençlerin de bu yönde önünü açacaktır. İK camiası olarak İK’nın geleceği bizim elimizde…

İş – Özel Yaşam Dengesini Sağlamanın 9 Yolu

HR_Strange_But_True_Does_Your_Organization_Value_Work_Life_BalanceBir çoğumuz çok çalıştığımızı düşünüyoruz. Koşturmacanın içinde maalesef çoğumuz özel yaşamlarımıza  özen gösteremiyoruz.

Siz de bu hissiyata sahipseniz, işte size kendinize zaman ayırmanıza yardımcı olabilecek 9 öneri:

Her neredeyseniz %100 orada olun: Üstünde çalıştığınız iş, proje, fikir her ne ise onu ofiste bıraktığınızı düşünüyorsunuz. Öte yandan çıktığınız öğle yemeğinde, akşam evinize gittiğinizde konuyla ilgili e-mail trafiğini takip etmeden duramıyorsunuz. Bir huzur yok! Bu davranışla birlikte, kendinize ait olması gereken zamanın, sizce size bir faydası oluyor mu? Şalteri ne zaman indireceğinize karar verin ve gerçekten indirin.

İşteyken işinize odaklanın: Belki de gün içinde uğraştığınız iş dışı konular işinize odaklanmanızı engelliyor… Bu nedenle oluşan zaman kaybını iş dışında telafi etmeye çalışıyor olabilir misiniz? Üzerinde çalıştığınız konuları önceliklendirin, takviminize girin ve mümkün olduğunca bu disipline uyun. Akşam ofisten çıkarken kafanızın rahat olmasını istemez misiniz?

Hobiler edinin: İster inanın ister inanmayın, bir çok insan iş dışındaki zamanlarında ne yapacağını bilemiyor. Keyif aldıkları bir “uğraşı”ları yok. Bu nedenle yeni arkadaşlar da edinemiyorlar. Yeni yabancı bir dil öğrenmek gibi, bir fotoğrafçılık kursuna katılmak gibi bir aktivite bulun ve aksatmadan devam edin. Kendinize yeni bir pencere açın; zamanınızı “kaliteli” hale getirin.

Haftanızı planlayın: İşinizde olduğu gibi özel hayatınızda da plansız hareket etmenin bedeli içinde bulunduğunuz girdaba kapılıp gitmektir. Özel hayatınız için de iyi bir hafta geçirmenin yolu planlamadan geçer. En azından bir kaç gün öncesinden ne zaman spora gideceğinizi, kiminle öğle yemeğine çıkacağınızı, hangi gün yatıp ayağınızı uzatacağınızı planlayın. Plansızlık yüzünden özel zamanızı israf etmeyin.

Ailenize zaman ayırın: Gündelik koşturmaca içinde aileden uzaklaşmak çok kolay. Aslında kendimizi yanlarında en rahat hissettiğimiz insanlar çoğunlukla ailelerimizdir. Harala gürele içinde en kolay uzaklaştığımız kişiler de yine onlar olur. Ailelerinizle, en azından haftada bir yemek organizasyonu yapın. Şehir dışında iseler Skype ya da farklı bir araçla görüntülü olarak görüşün. Daha iyi hissedeceksiniz.

Geri adım atmak da gerekebilir: Bazen sorun çok fazla aktiviteye katılmaktır. İş dışında, aynı anda spora, arkadaş partilerine, üyesi olduğunuz derneklerin çalışmalarına yetişmek de sizi tüketebilir. Nerede duracağınızı, nerede hayır diyeceğinizi bilin.

“Dijital serbest bölge”ler yaratın: Teknoloji öyle bir hale geldi ki bilgisayarlar, tabletler, akıllı telefonlar her yerde, her an elimizin altında. Bu da bulunduğumuz yere, hatta arkadaşlarımızla çıktığımız yemeğe bile odaklanmamızı zorlaştırıyor. Günlerce öncesinden organize ettiğimiz yemeklerde hep beraber oturup telefonlarımıza bakıyoruz. Yemeklerde telefonları cebinizden çıkarmayın, evinizde yatak odanıza tablet ya da telefon sokmayın. Uzaya roket fırlatmıyorsanız işiniz o derece ölümcül olmayabilir. Dijital olarak “özgür” olacağınız alanlara ihtiyacınız var.

Ufak tefek işleri eleyin: Elinizi oyalayan,  zamanınızı alan, kaçınabileceğiniz konuları hayatınızdan çıkartın. Kuru temizlemeciye gitmek zamanınızı alıyorsa eve servis veren birini bulun, market alışverişi zamanınızı alıyorsa online olarak sipariş vermeyi deneyin.  Küçük adımlar toplamda önemli fark yaratabilir.

“Hareket” edin: Hayatınızın rutinine uyacak mümkünse bir arkadaşınızla ya da ailenizden biriyle yapabileceğiniz bir spor bulun: Yürüyüş, koşu, trekking, imkanınız varsa yelken… Her şey olur. Yeter ki hareket edin…

İşle özel yaşam arasındaki dengeyi dengeyi kurmak çaba göstermeyi gerektirir. Bu yönde şikayetiniz varsa söylenmeyi bırakıp karar almak ve adım atmak sizin elinizde.

O Görüşmede Reddedilmenizin 7 Sebebi

REjectedMüakatınız çok iyi geçmişti. Aday olduğunuz pozisyon için kağıt üzerinde çok iyi bir aday olduğunuzu; görüşmenizi yapan kişiyle bir sıcaklık yakaladığınızı düşünmüştünüz. Bir sonraki görüşme davetini, yapılacak referans araştırmasını hatta belki de iş teklifini bekliyordunuz. Ama bunların yerine red yanıtı aldınız. Hay Allah!.. Neden öyle oldu acep?

İşte size bu tip durumlarda en çok karşılaşılan nedenlere 7 örnek:

  1. İş için uygundunuz ama başka biri bir adım öne geçti: İşverenler, spesifik roller dışında, bir çok pozisyonda birden fazla nitelikli adayla karşılaşır.  Bu durumda, çok iyi bir aday olmanız yetmez en iyi aday olmanız gerekir. Ne kadar iyi bir aday olduğunuzu, hedeflenen ihtiyacı şirket tarafından göremediğiniz için, bilmeniz mümkün değildir. “Çok iyiydim ama niye olmadı?” diye düşünmeyin.
  2. İş arayanlar becerilerini olduğundan daha güçlü görür: Bu da sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. İş arayan, söz konusu görevi isteyen biri, gayet insani olarak, kendini olduğundan daha güçlü  görebilir. Şirket ise istediği becerilere, kültürüne tam olarak sahip bir adayı arar.
  3. Şirket kültürüne uygun değildiniz: Elle tutulmasa, gözle görülmese de her şirketin kendine has bir doğası bir kültürü var. Her firma ayrı bir dünya, bir habitattır. Eğitiminiz, deneyimleriniz pozisyona uygun olsa bile şirket kültürüne uygun olmayabilirsiniz. Görüşmenizi yapan kişiler masanın diğer tarafını bildikleri için bunu değerlendirme şansına sahiptir.
  4. Görüşmede yaptığınız işleri iyi ifade edemediniz: Ne yaptığınız kadar,  nasıl yaptığınız ve bunları nasıl aktardığınız da önemli. İş hayatındaki başarının önemli bir kısmı doğru iletişimden gelir. Yaptığınız çalışmaları, projeleri “az” ya da “fazla” anlatıyorsanız görüşmenizi yapan kişi de sizi  “az” ya da “fazla” değerlendirebilir.
  5. Sinir bozucuydunuz: Sürekli önünüze koyduğunuz telefonu kontrol ediyorsanız, gözünüzü sürekli kaçırıyorsanız, ilgisiz duruyorsanız, gereksiz ayrıntılara yönelik sorular soruyorsanız mülakatınızı yapan kişi rahatsız olabilir,
  6. İş için yeterince istekli değildiniz: İşe alımcılar aradıkları pozisyonlar için heyacan duyan adaylarla karşılaşmayı umarlar. Karşılarına çıkan fırsatlarla ilgili yarım ağızla konuşan, demotive adaylar bir adım geride kalamaya da adaydırlar,
  7. Verebileceklerinizden çok alabileceklerinizle ilgiliydiniz: Mülakatta görevin sorumlulukları yerine, şirketin size vereceği yan olanaklarla ilgili daha fazla soru sorarsanız; işle değil de işin getirecekleriyle daha fazla ilgili görünürseniz şirket söz konusu pozisyon için daha hevesli, kariyer odaklı bir adayla yola devam etmeyi seçebilir.

Bir işe alım sürecinde kendinizi ne kadar iyi görseniz de, kağıt üzerinde ne kadar iyi dursanız da reddedilebilirsiniz. Red mektubunu almanızın nedeni ücret beklentiniz, şirketin kültürü gibi “doğru”sunu hiç bilemeyeceğiniz nedenler olabilir. İş arayışındaysanız her zaman önünüze, “bir sonraki maç”a bakmanızda fayda var.

İş Hayatında Olduğunuz Yerde Saymanızın 6 Nedeni

Hakettiğiniz terfiyi alamadığınızı, beklediğiniz sorumluluğun veya ücretin verilmediğini mi düşünüyorsunuz? Yalnız değilsiniz. Bir çok kişi sizinle aynı duyguları paylaşıyor. Peki bu durumun sebebi yakınınızda olabilir mi? Zihninizde yarattığınız “duvar”lar kendinizi bu noktaya getirmenize yol açabilir. Kariyerinizin el frenini çeken belki de sizsiniz.

İşte size, bir çok profesyonelin ilerlemesini engelleyen “düşünce”lere 6  örnek:

  1. “İşimi yapsam yeter”: Eskiden sadece görev tanımınızı yerine getirmeniz yeterli olurdu. “Memur zihniyeti” bir çok şirkette prim yapardı. Artık öyle bir dünya yok. Mevcut şartlarınızdan daha fazlasını istiyorsanız sorumluluk olarak daha fazlasını yapabileceğinizi göstermeniz, ilgili yöneticilere bir ışık vermeniz gerekir. Potansiyelinizi ortaya koyun.
  2. “İşimi iyi yaptığım sürece istediğim gibi davranırım”: Bu da belki eskiden geçerli olabilecek bir düşünceydi. Artık değil. İş gücü piyasasında bu çeşitlilik, bu bolluk varken hem işinizi iyi yapmak hem de  düzgün bir tutum sergilemek zorundasınız. Yöneticiniz sizi bir “karın ağrısı” olarak görürse, düşük zam alma, pasif pozisyona atanma ya da ilk işten çıkarma döneminde listenin başında yer alma ihtimaliniz yükselir.
  3. “Çok soru sorarsam bilmiyormuş gibi görünürüm”: Bu en tehlikeli “duvar”lardan biridir. İş hayatında yapılan çoğu hatanın temelinde bu düşünce yatar. İyi yöneticiler soru sormanızı isterler. Soru sorduğunuz sürece düzgün iş yapabilirsiniz. İş yaşamında her bir hata hem zaman hem de para kaybıdır ki hiç bir yönetici bunları hoş karşılamaz. Soru sormaktan çekinmeyin. Hata yapacağınıza soru sorun.
  4. “Ofiste sevilirsem beni idare ederler”: Hayır kimse sizi mütemadiyen idare etmez. Birileri etse de bir yere kadar eder. Krediniz varsa da bir gün biter. Günümüz iş yaşamında iyi tutum ve iyi performans seçenekli değil. İkisi de zorunlu. Hem iyi iş yapmanız hem de iyi ilişkiler içinde olmanız beklenir.
  5. “Performansım beni anlatır”: İyi yaptığınız işin fark edilmesini sağlayamazsanız, hak ettiğiniz “takdir”i göremeyebilirsiniz. Yaptığınız işte “hedef”inizi aşarsanız, problem olabilecek bir durumu önlerseniz yöneticinizin bunu görmesini sağlayın. Anlaşılmayı beklemeyin, anlaması gerekenlere yardımcı olun.
  6. “Yaptığım hatayı aman kimse farketmesin”: İş hayatında her seviyede, her çalışan hata yapar. “Sıfır hata” ile oynayamazsınız. Zararlı olan yanlış yapmak değil, hatanın üstünü örtmeye çalışmak, ilgili sorumluluğu kabul etmemektir. Yöneticiniz bir problem olduğunda durumu kabul etmenizi ve ders almanızı bekler. Aksi yönde davranışlar hakkınızda soru işareti uyandırır.

Kendi önünüzü yarattığınız engellerle tıkamayın. Profesyonel dünyada engeller genellikle “düşünceler”le oluşur. İş yaşamıyla ilgili fikirlerinizin ne sonuçlar yarattığını gözden geçirmenizde fayda olabilir.

Yöneticinizin Size Söylemediği 7 Şey

Deneyimliler ve “iyi yönetici” geçinenler dahil, bir çok yönetici size bazı şeyleri söylemekten kaçınır. Kırılırsınız, küsersiniz, oyundan düşersiniz diye söylememeyi tercih ederler. Bazı şeyleri iş yaşamınızda “duyamazsınız”.

İşte size yöneticinizden duyamadığınız cümlelere 7 örnek:

1. “Toplantılarda çok fazla konuşuyorsun”:

Katılacağınız bir sonraki toplantıda, söylemeyi düşündüğünüz şeyi, gerçekten herkesin duyması gerekip gerekmediğini kendinize sorun. Toplantılarda konuşmuş olmak için konuşursanız, yöneticinizin değilse bile katılımcıların gözünde artı değil eksi puan toplarsınız.

2. “Toplantılarda hiç konuşmuyorsun”:

Yaptığınız işlerle ilgili paylaşmak ya da fikir almak istediğiniz hiç bir konu yok mu? Ya da arkadaşlarınızın gündemlerine ilişkin hiç bir katkınız olmayacak mı? Yeri geldiğin bilgi birikiminize ve deneyiminize yakışan şekilde konuşmaktan çekinmeyin. Ne çok konuşun ne de suskun kalın; ölçüyü tutturun.

3. “facebook’ta çok fazla zaman harcıyorsun”: 

Siz ne kadar performansınızı etkilemediğini düşünseniz de yöneticiniz sizi sürekli facebook’ta, twitter’da görmekten hoşlanmaz. Durmadan sosyal medya sitelerinde dolandığınızı görürse işinize odaklanamadığınızı düşünebilir. Bu da bir hata yaptığınızda ya da bir geribildirim verme dönemi geldiğinde size yol-su-elektrik olarak geri döner.

4. “Çok duygusalsın”:

Sürekli alınganlık yapıyorsanız veya bunalımlı tavırlar içindeyseniz hayatı yöneticiniz için kolaylaştırmıyorsunuz. Yol almanız gereken alanları, yaptığınız yanlışları duygu durumunuz nedeniyle sizinle paylaşamamak yöneticinizi rahatsız eder. Bir profesyonel olarak  duygularınızı iş yaşamınızda yönetebiliyor olmanız beklenir.

5. “Her adımının takip edilmesinin bir nedeni var”:

Yöneticiniz her işinize karışıyor, her ayrıntıyla ilgileniyor mu? İnanın o da bundan memnun değil. En takıntılı yöneticiler bile bazen işlere arkasını dönüp gidebilmeyi ister. Onca ayrıntıya girmesinin nedeni bugüne dek kaçırdığınız detaylar olabilir mi?

6. “Özel yaşamın iş yerinde sorun yaratıyor”:

Özel yaşamınızdaki sıkıntılardan iş yerinizde sürekli bahsediyorsanız, mütemadiyen telefonda birilerine bağırıyorsanız ya da yerli yersiz durup dururken ağlıyorsanız, hatta kendinizi tutamayıp küfür ettiğiniz oluyorsa  insanlar bu davranışlarınıza tahammül etmek zorunda mı? İş ve özel yaşamlarınız arasındaki rolleri ayırın.

7. “Aynı görüşte olmasan da olur”:

İyi bir yönetici farklı görüşleri bilmek ister. Sizin fikrinizi de mutlaka duymayı arzu eder. Ancak  deneyimiyle ve vizyonuyla son kararı yöneticiniz verir. Bölümünüzün zaferini paylaşan da yenilgisini göğüsleyen de odur. Taşın altındaki el onundur. Bu nedenle kendisiyle %100 aynı fikirde olmanız gerekmez. Aynı fikirde olmadığınızda kendinizi parçalamayın. Bir sakin olun.

Yöneticinizin söylemeyi tercih etmediği şeylerin farkında olmanız, ileride bir gün bunları “soğuk duş” şeklinde duymanızı engelleyebilir. Neler söyleniyor, neler söylenmiyor olabilir bir düşünün.